1. HABERLER

  2. ÜLKE

  3. Yetmez ama EVET...Têr nake! Lê disa ERÊ
Yetmez ama EVET...Têr nake! Lê disa ERÊ

Yetmez ama EVET...Têr nake! Lê disa ERÊ

Yılmaz Odabaşı, www.yilmazodabasi.com.tr adlı internet sitesinde kaleme aldığı makalesinde: Yetmez ama EVET dedi

A+A-

 Yetmez ama EVET...Têr nake! Lê disa ERÊ

         

        YILMAZ ODABAŞI / www.yilmazodabasi.com.tr

  

          Biliyorum, demokrasi kültürümüz olmadığı için hep iki seçenek arasında sıkıştırılıyoruz: Ya evet ya hayır, ya şu ya da sadece bu, ya dost ya düşman birileri ya gece ya da gündüz, yani ikisinin, gece ile gündüzün bittiği, kesiştiği gri bir yer yok sanki; gökkuşağı ise hiç yok bu ülkede...

 

        Önümüze konulan referandumla yine böyle bir dayatmayla, sadece iki seçenekle karşı karşıyayız.Bu ülkenin yaşama kültürü bu, bu yüzden siyaset kültürü de böyle şekilleniyor ve bu konuda tam bir kayıtsızlık (boykot kararı), bu ülkenin geleceğinin ve gençlerinin lehine değil; asla değil.Kürtlerin lehine ise hiç değil...

      

       Aslında her şey geniş toplumsal katmanlarda tartışılmalı, her şey seçenekleriyle topluma sunulmalı.Fakat demokrasiyle tanışmamış, hep darbelerle yaşamış ve bu darbeleri de, zihniyetini de cumhuriyetçilik sanan, sayan ittihatçı mantalitesi değişmiyor bu ülkenin.

         

       Bugüne kadar 12 Eylül anayasasını tasfiye etmek ya da rotuşlamak için hiçbir siyasi yapı bir çaba göstermedi; kim değiştirecek peki yirmi sekiz yıldır bu ükenin başına bela bu anayasayı?Bu soruya "biz" diyen her kimse, siz yirmi sekiz yıldır neredeydiniz?

          

      Bu ülke tek parti diktasindan geliyor, "milli şef" dönemlerinden; bu yüzden Cumhuriyetçilikten darbe anayasının onanmasını (Referanduma "hayır" demeyi) anlamaları, bunu da "demokratlık" sanmaları normal.Çünkü ittihatçılık bu ülkenin damarlarındaki asil kanda mevcut.Zaten öteden beri asker postalı seven bir ülkeyiz biz...

    

     Demokrasi kültürünü özümsememiş bu zihniyetin, 12 Eylül'le hesaplaşmak dahil bir dertleri de yok.Çünkü jöntürkler'den beri belleksiz bir aymazlıkta oturur bu ülkede aydın tavrı.Hep lobiler, mangalar, düzineler halinde kararlar alınır; birey aklı ve insiyatifi ise minumum düzeydedir.Benim kuşağım da şimdi -büyük oranda- bir zamanlar bu ordunun mahrem yerlerine ittirdiği copları çoktan unutmuş görünüyor...

 

     

      Hala bihaber oldukları çağdaş dünyanın demokratik kriterlerinden değil, tanzimat fermanından, “milli şef” yıllarının bıraktığı seçeneksizliğin kuşaklar boyu süregelen bilinçaltı etkisinden bakıyorlar ve "Akp mi? ne yaparsa yapsın yanlıştır!" zihniyetiyle sol gösterip sağ vurarak solaklık yapıyorlar.Akp'ye değil, sadece "referandum "evet" diyorum.Beni şimdiden Akp'li ilan edenlerin bu nüansı gözden kaçırmamalarını önererek sormak isterim:

 

      Nedir bu yenilik, değişim korkusu?

 

      Referanduma hayır diyenler, aslında atanmış ordunun seçilmişler üzerindeki erkini de koruyor, darbe anayasasını onadıklarının farkında bile olmuyor ve darbelere zemin hazırlayan bir anayasa ile yaşamayı, çağdaş dünyanın bütün yeni hukuksal normlarına tercih ediyorlar...

 

       

 

       Bu, demokratik inşasını tamamlamamış bir ülkede statükocu bir tutumdur; bu, militarizme daha çok meşruiyet kazandıran neofaşist bir tutumdur.Birçok insan, kestirmeden "demokrat" görünerek böyle bir duruş ve sığlıkta oturuyor; böylelikle bu ülkenin kangren olmuş sorunlarının çözümünü geciktirerek her tür gelişim, toplumsal-siyasal dönüşüm ve yeniliğin önünü kapattıklarının farkında bile olmuyorlar. 

                

        Bu statükocu tutumla, modern dünyada artık raflara kaldırılan "daha çok devlet, daha çok ordu" vb. diyen bir nasyonalizmi de dayatıyorlar...Biz bu filmi bir zamanlar gördük; görmekle kalmadık, bedelini de ağır ödedik!

     

       Üstelik bu, bir devrim değil, seçim değil, sadece basit bir anayasa değişikliği referandumu.Kılıçdaroğlu gibilerin:"Bu referandum işssizlik sorununu çözecek mi, fındık ve buğday taban fiyatlarını arttıracak mı?O halde hayır!" diyebilmesi(!) ya da: "Bu referandumda Kürtler için özerklik ve/ya federasyon, hatta kültürel otonomi bile yok; o halde hayır! Kürtlerin haklarını içermeyen bir referandum değilse hayır!"diyebilmek, siyasal değil, çocukca yorumlardır.

 

       Asker iradesini yıpracatak bir referanduma "boykot" kararı almak, kuşaklar boyu jandarma postalları altında telef olmuş bir halka ve coğrafyaya bunu dayatmak, gerçekten Kürtlerin lehine, samimi bir siyasal pratik ve doğru bir siyasal strateji olabilir mi?

 

       Bilinir, bazen nicel birikimler, geleceğin nitel dönüşümlerinin koşulları hazırlar ve bu diyalektik bir doğrudur.Diyelim ki otuz ağaçlı bir bahçede susuz oturuyorsam; birileri de üç ağacı sulamayı öneriyorsa, reddetmem, fakat kalan yirmi yedi ağaca su aramaktan da caymam...Türkiye'deki statik nasırlar, basamakların hep birden çıkılmasına engel.Fakat bu nesnel koşullar, bizi daha üst basamaklara ulaştırabileçek ilk birkaç basamağı yadsımamızı gerektirmiyor.Zira, vurguladığım gibi bu referandum, gübre sorununu çözme, pancar ya da fındık taban fiyatlarını arttırma veya Kürt sorununun çözümü konulu bir referandum değil ki!

 

      Ancak, ileride bunları kolaylaştırabilecek yeni bir anayasal zemini bu ülkenin çehresine kazandırmak bakımından kesinlikle işlevsel olacağına inandığım için bu yazıyı sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk saydım.

 

      Biri web sitemin iletişim butonuna yazmış:"Bu referandum Yök sorununu çözecek mi?"Haklısınız, çözmeyecek.Sorulması muhtemel bir soruyu da ben eklemek istiyorum:"Bu referandum sizin evin kirasını ödeyecek mi?"Üzgünüm, ödemeyecek.Bu referandumun prelatarya için sosyalizmin inşasına bir katısı olacak mı?Hayır.Seksen yıldır çözülmemiş Kürt sorununu sekiz günde veya referanduma "evet" tercihiyle birlikte çözmeyi vaat ediyor mu?Hayır.Biliyorum, siz de bu yüzden "hayır" diyorsunuz.Fakat devrim değil, nisbi reformlar içeren basit bir referandumu, yani otuz ağacın su beklediği bir bahçede üç dört ağacın sulanmasını, niçin topyekün bir "sosyalist devrim" veya "Kürt ulusal demokratik devrimi"nin genel talepleri ile kıyaslayıp  

karıştırıyorsunuz? 

 

      Bu referandumdan "hayır" tercihi çıkarsa, sürgit devam edecek bu statüko için siz nasıl bir yenilik öneriyorsunuz?Örneğin Hsyk'yi kaldırmayı siz vaat ediyor musunuz?Örneğin kısa vadede askerin sivil mahkemelerde yargılanmasını siz mi sağlayacaksınız?Böyle bir tercih veya programınız yoksa, Mhp ile askerin kutsiyeti ve bütün abartılı imtiyazları konusunda hemfikir misiniz?Hemfikir değilseniz, niçin Mhp ile aynı ifade ve söylemde buluşuyorsunuz?Bu kadar hemfikirseniz niçin aynı çatı altında tek partiye dönüşmüyorsunuz?Bütün bunlar, Chp'ye de yöneltilecek soruların sadece birkaçı... 

 

      Avrupa'da bir arkadaşım, "Televizyonda uzun yılar hiç general görmediğini," söylediğinde donakalmıştım.Biz ise daha general restleri ve suretleriyle uyuyup uyanıyoruz.

 

      Darbe anayasasını çöpe atarak başlamak gerek...

 

      Neymiş, hükümetteki siyasi parti,(bugün AKP, belki yarın demokrasiye gereksinimi olacak bir başkası) demokratikleşme sürecindeki bir ülkede mecliste oluşturacağı çoğunluğa rağmen, HSYK gibi darbe yasasıyla oluşmuş kurumlar tarafından denetlecekmiş; aksi halde "şeriat gelecek"miş(!)ABD, Irak'ta belki bu denli yıpranmasa, şimdi İran'ı da işgali göze almış olurdu.Ortadoğu'da ABD'nin bu denli rahatsız olduğu bir İran varken, Türkiye kamuoyu sokaklara döklüp "şeriat" istese bile, ABD ve CIA, Ortadoğu'nun cehresinde böylesi bir makyaja asla rıza göstermez.

 

      Türkiye'de ve genel anlamda Ortadoğu'da pek çok şey, kimilerinin sandığı gibi sadece bu coğrafyanın kendi iç dinamikleriyle şekillenmiyor.Hiçbir şey o kadar masum değil aslında... 

       

 

        Ordu, Milli Savunma Bakanlığı'nın altına çekilmeden bu ülkenin ve çocuklarının asla bir geleceği olmayacak...

 

        Bu yeni anayasa, ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı sağlaması bakımından, benim gibi iç hukuk yolları tıkandığında hep AİHM'e dava taşımış biri için değil yalnız, bu toplum için de hayli anlamlı.Askerin sivil mahkemelerde yargılanacak olması ve bu konudaki diğer nüanslar, militarizmin şekillendirdiği bu şiddet ve ittaat kültüründe, gelecek kuşakların ruh sağlığı, güvenliği ve AB üyeliği sürecinde bu ülkenin çağdaş dünyayla yakınlaşabilmesi bakımından anlamlı.

 

       Bu yazımı yazıp yayınladıktan on gün kadar sonra, (yetmezamaevet.com) adlı bir sitede konuyla ilgili -okuyup katıldığım- bir açıklamanın bir kesitini de paylaşmak istiyorum:"Bu ülkede 1921 Anayasası dışındaki hiçbir anayasa halkın doğrudan seçtiği temsilcileri tarafından yapılmadı. 1924 Anayasası, daha sonra ülkeyi diktatörlükle yönetecek olan Tek Parti iktidarı tarafından, 1961 ve 1982 Anayasası ise darbeciler ve destekçileri tarafından hazırlandı ve halka zorla dayatıldı. Bu anayasa değişikliğine ‘Evet’ diyoruz, çünkü yaklaşık doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde, bu halk 1921’den sonra ikinci kez, darbeciler ya da diktatörler tarafından değil, kendi seçtiği temsilcileri tarafından hazırlanmış bir anayasa değişikliğini doğrudan kendi oylarıyla kabul edecek ya dareddedecek.‘Evet’ diyoruz, çünkü, bu anayasa değişikliği ile askeri vesayet ve darbeler rejiminin en önemli emniyet sübapları olan yüksek yargı kurumlarında taşlar yerinden oynayacak(...)Cemal Süreyya’nın da dediği gibi, “Arı su içeceğim diye susuzluktan ölünmez.”Yargı oligarşisi ortadan kaldırılmadan sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasaya ulaşmak olanaksızdır (...)   

 

      Elbette demokratikleşme için gereksinimi çok bu ülkenin, yetmez fakat ehven i şer olarak evet...Kayıtsızlığa yeğ bir tavır olarak da evet ve bu referandum,- bunun için bir öngörüde bulunmama bile gerek yok-, 13 Eylül 2010 tarihinde görülecektir ki, toplumun yüzde atmış oranında "evet" tercihiyle kabul edilecektir. 

 

      Bu referanduma evet denilmesi sırf "Akp'ye de yarayacak"diyerek "hayır" demeyi yeğlemek ise, çok formel bir yaklaşım; yasama, yürütme ve yargının feshedildiği bir askeri darbeden değil, demokrasiden söz ediyorsak, demokrasi tabii ki herkese yarayacacaktır.Ona herkesin, bir hayvanın bile hayvan hakları adına ihtiyacı vardır...Tabii Akp'ye de yarayacaktır, Bdp'ye de, belki feministlere, şuna, buna veya ötekine, bir inançlı insana da, bir ateiste de, belki bize hiç benzemeyenlere, bizim gibi düşünmeyenlere de...Demokrasiyi sadece kendimiz için istemek faşizan, totaliter bir yaklaşımdır.

 

      Bir ülkede hükümet eden bir siyasi parti, elbette askere, askeri darbelere karşı  toplumun olduğu kadar kendi güvenliğini de sağlayacaktır; bu demokratik toplumlarda meşru bir haktır, sadece Akp'nin kendine özgü olmasını talep ettiği bir "hak" değildir.Bu hak, yarın hükümet olacak bir başka siyasal partiye de bu çağdaş dünyada gerekli olmayacak mıdır?Üstelik tıpkı şiir gibi, demokrasi de ona ihtiyacı olanındır...

        

 

       Her zaman evet ya da hayır dışında pek çok şeçeneği oluşturacak bir toplum olma düşümüzü unutmadan evet; çokkültürlülüğü sindirecek uygar bir toplum olma çabasında bir engelin de darbe anayasası olduğunu bilerek evet...

         

       Bizlere her şeyi "evet ya da hayır" biçiminde sunarak seçeneklerimizi azaltanları, ileride bu ülkenin tarihsel-siyasal hafızasında bir hatıra fotoğrafı olarak bırakmak için de evet...

         

       Bir okurumun bu yazım için, 12 Eylül'den "intikam duygusu mu?" sorusuna yanıt olarak:Benim bireysel çıkarlarım, asla toplumsal çıkarlardan daha önemli ve anlamlı olamaz.Fakat 12 Eylül'le (de) hesaplaşmak, benim bireysel ve toplumsal doğrularıma dahil olamaz mı?12 Eylül darbecilerinin yargılanması ve asker hiyerarşisinin genel anlamda alaşağı edilmesi ya da mağdur edilen onbinlerin yaralarının manevi telafisi, neden demokratik bir gereklilik değil de, "intikam duygusuymuş" gibi bir yaklaşım var? Neden 12 Eylül'le hesaplaşmak, bu ülkenin demokratikleşme çabasının ve geçmişiyle yüzleşmesi gerekliliğinin bir kesiti olarak değil de, sadece 12 Eylül'ü yaşayan mağdurların sorunuymuş gibi algılanıyor Uzatmayacağım...   

        

      Şahsıma yönelik bütün tepkilere rağmen, farklı tercihlere de saygı duyarak, bir kez daha "kötü" olmak, kimileri tarafından belki bir kez daha dışlanmak ya da anlaşılmamak pahasına benim Yılmaz Odabaşı olarak hiçbir etki altında kalmadan, bir Akp'li de olmadan bu referanduma ilişkin düşünsel, siyasi ve vicdani yaklaşımım budur.Herhangi bir çıkar grubu, parti, kurum, lobi ve/ya oluşumla ilişkisiz olarak özetle budur.

 

      Herkese selam ve saygılarımı sunarım...

                                                            İstanbul, 22 Temmuz 2010

          ____

          Notlar:

          1-Bu ülkenin mahkeme arşivlerinde defalarca yargılanmama, mahkum olmama neden pek çok "hayır!" ve pek çok rest bulunuyor. Fakat ben, muhalif olmaktan her zaman, her şeye takılmış plak gibi tereddütsüz "hayır" demeyi anlamıyorum.Yeri geldiğinde yeniden kullanılmak üzere belleğimde, bilincimde çok miktarda "hayır" stoğu olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın...

   

         2-Not:Sabah Gazetesi adına beni telefonla arayan gazeteciye, "referandumu iple çekiyorum," gibi bir cümle kullanmamıştım.Ne var ki beyanım, Sabah'ta böyle yazıldığı için, bu gazeteden alıntı yapan internet medyasına da "Odabaşı, referandumu iple çekiyor" cümlesiyle yansıdı.Birşeyi iple çektiğim yok; sadece "evet" diyeceğimi söylemiştim...  

         

        3-Duruşlarını hep anlamlı bulduğum, on beş yıl kadar önce birlikte hapis yattığım dönemlerde daha yakından tanıdığım, kişiliklerine hep itibar ettiğim İsmail Beşikçi ve Fikret Başkaya'nın, bir dönem aynı gazetede iki yıl bitişik sayfalarda köşe yazısı yazdığımız Baskın Oran'ın, Aziz Nesin hocamın oğlu matematik profesörü Ali Nesin  gibi seçkin aydınlarımızın konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde basına yansıyan -önemsediğim- beyanlarını da ayrıca okumanızı öneririm.

Bu haber toplam 3410 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!