1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Yaşayan ve Yaşatan Kur’an
Yaşayan ve Yaşatan Kur’an

Yaşayan ve Yaşatan Kur’an

Anlamaksızın, düşünmeksizin okuyarak musıkî ihtiyaçları gidermekle, mezarlıklarda okunmakla, kendisiyle üfürükçülük yapmakla bir ayin kitabı konumuna getirilmiş bulunan durumdan sıyrılıp akıl ve mantık kitabı olarak hayatın içinde yaşaması gerekir

A+A-

Yaşayan ve Yaşatan Kur’an

  

    Yüce İslam’da Kur’an; izlendiğinde, yaşandığında en doğruya götüren, saadete ulaştıran bir hayat rehberidir. Müslüman’ım diyen biri de ancak O yüce kitabı hayatına rehber kıldığı, takip ettiği zaman hak Mümin olabilir. Bunun için de Kuran’ın duvarlarda süs gibi durmak yerine hayatı süslemesi; muska yapılıp paçavralara sarılması yahut suya batırılıp suyu şifa niyetine içilmesi yerine kuytu köşelerden çıkıp gönüllere akarak hasta kalplere şifa olmalıdır.

    Sadece, kendilerine özel anlama yeteneği verilen, üst düzey ulema kesim tarafından anlaşılabilen ya da anlamaya çalışıldığında anlamı (büyüsü) bozulan esrarengiz, tılsımlı bir kitap olmaktan kurtulup düşünen, akleden, anlamak isteyen samimi bir bireye –topluma- kendisini açan; Yaratan’dan yaratılını mektup olan bir Kur’an olmalıdır.

    Anlamaksızın, düşünmeksizin okuyarak musıkî ihtiyaçları gidermekle, mezarlıklarda okunmakla, kendisiyle üfürükçülük yapmakla bir ayin kitabı konumuna getirilmiş bulunan durumdan sıyrılıp akıl ve mantık kitabı olarak hayatın içinde yaşaması gerekir.

 

     Bunlar Kur-an’ın bu özelliklere sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Bilakis Kur-an; olması gerekenlerin üstünde olağanüstü bir hitaptır. Ama maalesef Müslüman ümmetin çoğunun yaşamında Kur-an, yukarda anlatılan şekliyle yer almakta ve bu durumun da gerçek Kur-an anlayışının önüne geçmektedir.

  Evet, böyle bir durumla karşı karşıya olunabilir ancak bu durum yine Kur-an ve sünnet ekseninde düzeltilebilir. Bu da sahih İslam aklı ve samimiyetiyle günümüzün tüm yargılarından kurtularak sadece Allaha ve Kur-an’a yönelmekle olur ki bu da Peygamberi bir yol izlemeye götürür. Peygamber’in sünneti de bu şekilde ihya edilmiş olur. Zira sünnet Kur-an’ın pratiğidir. Hz. Peygamber de Kur-an’ı en güzel şekilde anlamış. Hayatına geçirmiş ve böylelikle bütün Müslümanlara örnek olmuştur ve Müslümanların, Kur-an’ı bütün benlikleriyle özümseyip hayatın her anında her alanında, sergilemeye çalışmaları bizzat Peygamber’i örnek alıp sünnetini yerine getirmeleri demek olduğu kanısındayım.

     Bu konu çerçevesinde de karşımıza iki tür Müslüman profili çıkmaktadır. Birincisi; kendisine hakkı ve batılı birbirinden ayıran (Furkan) bir kitap ve bu kitapta kullanıldığında amacına en uygun şekilde hizmet verecek olan bir akıl verildiği halde bu nimetlere karşı tüm algılarını kapatıp sırtı dönük vaziyette Müslüman’ım demekle kurtulabileceğini, düşünen havasını ilah edinmiş hayatı koca bir boşluktan oluşan bir kimse… Veya yine bütün bu nimetleri kulak ardı edip inancını asıl kaynağından öğrenmek yerine onun bunun dediklerini, oradan buradan duyduklarını doğru yanlış demeden çer çöpüyle birlikte hepsini alıp en doğru, en değerli ve en değişmez değerleri haline getiren, taassup vari bir tutumla bunlara sarılan bir kimse profildir.

    İkincisi ise kendisine verilen vahyi ve aklı en güzel şekilde kullanarak dosdoğru olan yola (Sırat-ı Müstakim’e) götüren en sağlam doğruları bulma adına düşünen, sorgulayan her şeyi Kur-an süzgecinden geçiren bilinçli Müslüman profilidir.

   Bu profili oluşturan da Müslüman’a bu bilinci aşılayanda Kur-an’dır. Zira Kur-an hazırcılıktan, pasiflikten uzak; düşünen, araştıran, sorgulayan dinamik bir Müslüman tipi istemekte ve kendisine yönelenleri bu şekilde yetiştirmektedir.

  O, kendisini anlamak isteyene, kendisine yönelene bütün kapılarını açan, muhatabına en yüce hayatı yaşatmak için rehberlik eden ve muhatabını kulluğun en üst makamına ulaştıran benzersiz bir hitaptır.

   Bu şartlar altına Kur-an’ın muhatabı, Kur-an’ın içine girdikçe hurafeden, taassuptan esaretten kurtularak özgür, özgün ve nitelikli bir kişiliğe sahip olur. Yüksek ahlak kaynağından nemalanarak iyiliği, güzelliği, adaleti şiar edinir. Zulme, haksızlığa, yalana, yanlışa, karşı dimdik durur. Mazlumu, mustazafı, muhtacı düşkünü, koruyup kollar sevgi ve merhamet yumağı olur. Küfre ve küffara karşı da izzetli, şerefli, vakur bir yapıya bürünür.

  Muhatap; Kur-an’da ki anlatım tarzının, imgelerin ve sembolik ifadelerin bir araya gelerek verilmek istenen mesajın azametin, evrenselliğini ve tüm çağlara hitap edişini görür. Her okunduğunda duruma, hissiyata, şartlara göre farklı anlamlar çıkarabilen, zengin, bitmeyen ve tükenmeyin bir pınar olduğunun farkına varır ve böylece Kur-an’ın, nazil olduğu günden bugüne asırlar geçmesine rağmen nasıl böyle canlı, genç ve ihtişamlı kalabildiğinin ve kıyamete kadar da bu canlılığını, tazeliğini, haşmetini nasıl koruyacağının mahiyetini idrak eder.

  Şöyle bir sonuca varılabilir ki insan hayatının bir anlam ifade edebilmesi için, yaşanmaya, değer olabilmesi ve boş geçirilmeden heba olmaktan kurtulabilmesi için Kur-an’ın o hayatı şekillendirmesi gerekir. Kur-an’ın şekillendirebilmesi için de ilk önce Kur-an’ın hayata sokulması gerekir. Yoksa “ben inanıyorum Allah’ı Peygamber’i seviyorum, Kur-an’ı baş tacı ediyorum” deyip hemen ardından başka yerlere yönelmekle; hayatında Kur-an ve sünnet (Kur-an’ın Peygamber hayatındaki pratiği) dairesinde hiçbir değişikliğe lüzum görmeden pervasızca bir yaşantı sürmekle olacak iş değildir. Hele ezberlenerek hafızalarda tutulduğu halde hayatta O’na hiç yer vermeyecek kadar uzak kalınmakla oluşturulabilecek bir durum hiç değildir.

   Allah’ın hitabına uyup O’nun istediği şekilde yaşayarak Allah’ın dosdoğru yoluna varabilme ve O’na layık bir kul olabilme ümidiyle…

 Vesselam…

Bu haber toplam 2523 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!