1. YAZARLAR

  2. Abdurrezzak Çelik

  3. UNUTTURULAN ZAFER: KUTÜ’L-AMARE
Abdurrezzak Çelik

Abdurrezzak Çelik

Yazarın Tüm Yazıları >

UNUTTURULAN ZAFER: KUTÜ’L-AMARE

A+A-

Kutü’l-Amare zaferi, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale zaferinden sonra Türk ordusunun İngilizlere karşı kazandığı en şanlı zaferdir.

Çanakkale’de yaşadıkları ağır mağlubiyeti Bağdat’ı alarak telafi etmek isteyen General Townshend kumandasındaki İngiliz birlikleri, Selmân-ı Pâk muharebesinde hezimete uğrayarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. İngilizler, yaklaşık 200 kilometrelik bir geri çekilmeyle Kutü’l-Amare’ye sığınmak zorunda kalmıştır.

1915 yılının Aralık ayının ilk günlerinden itibaren Kutü’l-Amare Türk birliklerince kuşatılmış ve İngilizlere gönderilen yardım birlikleri defalarca geri püskürtülmüştür.

İngiliz karargâhının Kutü’l-Amare’de sıkışan İngiliz birliğine ihtiyaç duydukları gıda ve cephaneyi ulaştırmak için gönderdiği uçaklar, Türk avcı birliklerinin yapmış oldukları mavzer atışlarıyla düşürülmüştür. İngilizlerin Kut’a ulaşmak için denedikleri bir başka yöntem, Dicle Nehrini kullanarak vapurlarla bölgeye gitmek olmuştur. Bu kez de Türk topçusunun isabetli atışları bu girişimi başarısızlığa uğratmıştır.

Beş aydır devam eden amansız muhasara neticesinde ümidini tamamen kaybeden General Townshend, Osmanlı ordusundan Kutü’l-Amare’yi boşaltarak serbestçe çekip gitmelerine izin verilmesi karşısında; tüm toplarıyla birlikte nakit 1 milyon lira vermeyi teklif etmiştir. Ancak Townshend’in bu “gülünç telifi” Osmanlı genelkurmayı tarafından reddedilmiştir. Tamamen çaresiz kalan General Townshend, 29 Nisan 1916’da beraberindeki 5 general, 277’si İngiliz, 274’ü Hintli olmak üzere 551 subay ve 13.300 erden oluşan ordusuyla Altıncı Ordu kumandan vekili ve Bağdat valisi Mirliva Halil Paşa’ya teslim olmak zorunda kalmıştır.

İngiltere, Çanakkale’de tatmış olduğu hezimetin bir benzerini de Irak topraklarında tatmış ve bu durum, hem İngiltere’nin iç siyasetinde hem de müttefikleriyle olan ilişkilerinde önemli sonuçlar doğurmuştur.

Halil Paşa komutasındaki Türk ordusunun bu büyük başarısı Osmanlı Devleti’nin müttefikleri Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan devletleri tarafından büyük bir sevinçle karşılanmıştır.  Prusya’da askeri orkestra müdürü Paul Ivan kazanılan Türk zaferi sonrasında Kutü’l-Amare adında bir marş bestelemiştir. Kutü’l-Amare zaferi Almanya’da öyle büyük bir coşkuyla karşılanmıştı ki Alman İmparatoru okulları zafer dolayısıyla bir gün tatil etmiştir.

Bu zaferin kahraman komutanı Halil Paşa, Mustafa Kemal’in sınıf arkadaşı ve Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük amcasıdır. 1934 yılında Soyadı Kanunu'nun çıkmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kutü’l Amare Zaferi nedeniyle "Kut" soyadı verilmiştir.

Halil Paşa, 29 Nisan’da bu kutlu zaferi kazanan “Arslanlar” ordusuna hitaben yayınladığı emirnameyle onları tebrik etmiş ve bu şanlı günü “Kut Bayramı” olarak ilan etmiştir. 1952 yılında Demokrat Parti iktidarınca kutlamalara son verilmiş ve bu şanlı zafer unutulmaya yüz tutmuştur.

Üstü örtülmeye ve unutturulmaya çalışılan bu zafer, 2016 yılındaki 100. yıl dönümünde tekrar hatırlanmaya başlamış, akademik çevrelerce düzenlenen çeşitli bilimsel etkinliklerde ele alınmıştır.

TRT 1’de başlayan Mehmetçik Kutü’l-Amare isimli dizi film bu şanlı zaferin tekrar hatırlanması ve zihinlerde hak ettiği yeri alması açısından oldukça önemlidir.

Sarıkamış’taki talihsiz kaybımız sonrası Çanakkale’de ve Kut’ta kazanılan bu zafer bizlere bu milletin ne kadar büyük bir millet olduğunu, bu toprakların her karışında şehit kanı bulunduğunu, hiçbir zaman mücadeleyi bırakmayacağımızı göstermesi açısından önemli bir örnek oluşturmuştur.

Muhteşem imparatorluğun yıkılmasının ve topraklarının parçalanmasının üzerinden tam 100 yıl geçmiş olmasına rağmen Ortadoğu coğrafyasına bir türlü barışın, huzurun ve istikrarın gelmediğini, sömürgeci anlayışının çıkarları için buraları kan gölüne çevirdiğini hepimiz görmekteyiz. Bu bölgede barış ve huzurun tek çaresinin Büyük Türkiye’nin Dünyada söz sahibi olmasına bağlı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Günümüzde sınırlarımız ötesinde gerçekleştirilen tüm askerî harekâtların yegâne gayesi de barışı ve huzuru tesis etmektir.

Tarihi boyunca İslam’ın sancaktarlığını ve Müslümanların koruyuculuğunu üstlenen bu aziz millet, yeniden dirilmeye başlamıştır. Tarihini askerî, siyasî ve ekonomik alanlarda kazandığı yeni zaferlerle taçlandırmaya devam edecektir.

Yahya Kemal, 1922 yılında Büyük Taarruz öncesi yazdığı şiirinde bugünleri de ifade edercesine ordumuzu ve onun İslam Dünyasındaki yerini şu mısra ile dile getirmiştir:

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.                                                                                Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.  
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,   
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

 Âmin!

Bu yazı toplam 1335 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!
9 Yorum