1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Terör eylemleri ve Demokratik Açılım üzerine söyleşi
Terör eylemleri ve Demokratik Açılım üzerine söyleşi

Terör eylemleri ve Demokratik Açılım üzerine söyleşi

Türkiye’deki siyasi, ideolojik hareketleri tanıyan, Bitlis’li bir Kürt asıllı vatandaş olan İstanbul Üni. Tarih Bölümü mezunu Enver Elkatmış’a artan terör eylemleri ve hükümetin demokratik açılım projesini sorduk.

A+A-

Demokratik açılım projesinin, ülkemizin hastalıklarının teşhis edilip ilacının üretilmesi manasına geldiğini belirten Elkatmış, hastalıklarından kurtulmaya başlayan Türkiye’nin varlığı içeride bazı kesimler kadar dışarıda da bazı ülkeleri son derece rahatsız etmiştir dedi.

RÖPORTAJ: Eyüp Güzel

Enver Elkatmış kimdir?

1962 Bitlis doğumlu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü mezunu. 1982’den bu yana İstanbul’da yaşıyor. 16 yaşındayken o yılların önemli siyasal hareketlerinden olan MTTB (Milli Türk Talebe Birliği)’ne girmesiyle Türkiye’deki siyasi yaşamın, ideolojik tartışmaların içerisinde yer aldı. 1978 yılından bu yana Türkiye’deki değişik siyasi, ideolojik hareketleri yakından takip etme, inceleme imkânı buldu.

Haziran ayı itibarıyla ülkemizde yaşanan terör olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bir şeyler iyiye gidiyor. Bu da gerek yurtiçi gerek yurtdışında birilerinin hoşuna gitmiyor. Kendilerini seçilmiş elit görenlerin istemediği bir gidişat var Türkiye’de. Yurtdışında ise Amerika’nın, Avrupa Birliği’nin ve özellikle de İsrail’in hoşuna gitmeyen gelişmeler yaşanıyor ülkemizde. PKK’nın terör eylemlerini arttırmasını buna bağlamak mümkündür.

İyiye giden şeyler derken, hükümetin Demokratik Açılımını mı kastediyorsunuz?

Evet birincisi budur. İkincisi ise hükümetin komşularla olan ilişkilerinde sıfır sorun politikasıdır. İçeride yani ülkemizde demokratikleşme; PKK’nın elindeki propaganda malzemesinin elinden alınması ve sosyal zemin kaybı anlamına geliyor. PKK bunun farkında. Komşularla sıfır problem projesi PKK’nın dışarıda barınabileceği imkânları da ortadan kaldırıyor. Geçmişte Suriye’de barınıyordu, Yunanistan’da kampları vardı, İran’la problemliydik iran’dan destek alıyordu. Hatta 1980’li yılların başında Apo Suriye’de olduğu yıllarda Bekaa Vadisi’nde barınıyorlardı. Ama son zamanlarda İran’la aramız iyi, Irak’taki merkezi hükümetle aramız iyi, bölgesel Kürt yönetimiyle aramız iyi, Suriye ile vizeleri ortadan kaldıracak kadar dostluğu ileri götürmüş durumdayız. Özellikle hükümetin Filistin meselesindeki duyarlılığından sonra Lübnan’da belki de Nasrallah’tan sonra en popüler kişi Başbakan Erdoğan’dır. Dolayısıyla bu noktada dışarıdaki zemini daralan PKK, zamanın aleyhine işlemeye başladığını fark etti. Kendine göre flaş eylemlerle kendisini hükümete kabul ettirmek ve taleplerini mümkün olabilecek en yüksek oranda gerçekleştirmek istiyor.

Demokratik Açılım süreci PKK ve muhalefet partileri tarafından bu yüzden mi sabote edilmeye çalışılıyor?

Başta da belirttiğim gibi ülkemizde yaşanan demokratikleşme sürecinden rahatsız olan dış güçler de var. Buna içeride Ergenekoncu tayfa dâhildir. Dışarıda İsrail, Amerika bulunuyor. Hatta hükümetin bir dönem daha iktidarda yer almasını istemeyen muhalefet partilerini de dâhil edebiliriz. Hükümeti düşürebilmek için birbirleriyle dirsek temas halindeler. Muhalefet partilerinin PKK ile direk işbirliği olmasa bile ortak hedefleri onları birbirlerini destekler mahiyette bir tavıra, bir söyleme getiriyor.

PKK gerçekten bir Kürt hareketimidir? Türk siyasi tarihini yakından takip eden birisi olarak PKK’nın ilk çıkış yıllarından biraz bahseder misiniz?

1978-79’lu yıllarda Marksist-Leninist bir örgüt olarak ortaya çıktı. O dönem onlara Apocular deniliyordu. Sol argümanlarla çıktıkları için o dönemde bölgede feodal yapıyla çatışmaya girdiler. 12 Eylül darbesinde Diyarbakır’da işlenen cinayetler ve işkenceler PKK’ya sosyal bir zemin hazırladı ama yönetici kısmının hiçbiri cezaevine girip te işkence görmediler. Fakat şu bir gerçek ki Kürtlerin sorunları üzerinden propaganda yaptılar ve bu onlara insan potansiyeli kazandırdı.

Neydi peki Kürtlerin sorunları?

Cumhuriyet tarihinden başlayacak olursak Cumhuriyet projesi modern bir ulus oluşturma projesiydi. Moderniteden kastedilen şey batılılaşmaydı. Dolayısıyla %100’ü Müslüman olan Kürt halkı bu konuda sıkıntı yaşadı. Jakoben Laikçi anlayış Kürtlere sıkıntı verdi. Nitekim Şeyh Sait olayının gerisindeki en büyük gerekçe de buydu. Tekkeler kapatıldı, Zaviyeler kapatıldı, Latin alfabesine geçildi. İslam Âlimi olan Şeyh Said’in tepkisinde bu gerekçeler vardı.

Şeyh Said olayından sonra Kürtler adeta potansiyel bir düşman olarak telakki edildiği için sürgünlere, yargısız infazlara maruz kaldılar. Örneğin Van’ın Özalp ilçesinde Mustafa Muğlalı Paşa olayı var ki 33 Kürt asıllı vatandaş yargısız infaz edilerek kurşuna dizildi. Menderes döneminde yargı Mustafa Muğlalı’yı suçlu buldu.

PKK bugün gerçekten Kürt halkını temsil ediyor mu?

Kürtlerin içerisinde belli bir oranda temsili söz konusu. PKK sadece dağdaki teröristlerden ibaret değil. Bunu kabullenmek lazım. Bölgede kendisine sempati duyan belli bir kesim var. Siyasi kanadı olduğunu düşündüğümüz BDP’nin aldığı oy oranı belli.

Özellikle Gazze’ye insani yardım götüren geminin hareket ettiği gün İskenderun’da yaşanan saldırı olayının ardından yapılan siyasi analizlerde PKK ile İsrail’in işbirliği yaptığı söylendi. Bu konuda ne söylemek istersiniz ?

İsrail, Türkiye’nin dış politikasından memnun değil. İsrail sürekli her dediğini yaptıracağı bir Türkiye istiyor. Ama son yıllarda Türkiye onurlu bir duruş sergilemeye başladı. Türkiye, İsrail’in işlediği cinayetlere ortak olmak istemedi. İsrail geçmişten bu yana bölgede bir kargaşa istiyordu. İsrail, İran’daki muhalifleri de destekliyor. Bu yüzden kullanabileceği bütün örgütlerle işbirliğine giriyor.

Eylemlerin ardından yapılan operasyonlarda BDP’liler “operasyonlar dursun” diye açıklama yapıyor. Bu kabul edilebilir bir talep midir?

Bugün mecliste bulunan BDP’nin ve yöneticilerinin çok fazla insiyatifleri yok. BDP’nin meclise girecek milletvekili listesinin İmralı’da, Kandil’de yazıldığı söyleniyor. Yapabilecekleri fazla bir şey yok. Örneğin Hikmet Fidan olayı var. Kendisi ya HADEP ya da DEHAP’ın kurucularındandı. PKK’nın artık silahlı eylemlerden vazgeçmesini söylediği için infaz edilmişti. Dolayısıyla bugün BDP’nin yönetici veya milletvekillerinden çok fazla bir şey beklemek yanlış olur. Zaten kendileri de bunu itiraf ediyorlar, “bizi değil İmralı’yı muhatap alın” diyerek.

Demokratik Açılım’dan PKK niçin bu kadar çok rahatsız oldu?

Geçmiş yıllarda gerçekten bölgede hastalıklı bir yapı vardı. İnkâr ve imha politikaları bu zemini oluşturdu. Bu hastalıklı zemin en nihayetinde PKK’nın oraya yerleşmesine zemin hazırladı. Demokratik açılım bir anlamda o hastalığın teşhis edilmesi ve ilaçların verilmesiyle ilgili bir projeydi. Bu projenin hayata geçirilmesi bir anlamda hastalığın tedavi edilmesi manasına geldi. Bu durum orada barınan PKK’nın alanının daralmasına sebep oldu. PKK “Kürt varlığı inkâr ediliyor” diyordu, merhum Özal’a kadar Kürtçe bir kaseti, Şivanperver’in kasetini almak, dinlemek yasaktı. Böyle anlamsız yasaklar vardı. Bugün devletin televizyonunda artık Kürtçe bir televizyonu var, Kürtçe şarkılar söyleniyor ve hatta üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı enstitüleri açılması gündeme geldi. Hatta Kürtçülük yapanlar meclise bile girip siyasi zeminde mücadele verebiliyorlar. Her ne kadar Türkiye’de zihniyet olarak demokratlaşamayan yargı tarafından önlerine engeller çıkarılsa da siyasi zeminde mücadele etme imkânına sahipler.

Demokratik Açılım, PKK’nın argümanlarını bir anlamda elinden mi aldı yani?

Evet tamamen budur. Propaganda argümanları elinden alınmış oldu.

Demokratik Açılım’a karşı duranlar arasında PKK’nın yanı sıra muhalefet partileri de bulunuyor.

MHP ve CHP statükonun bozulmasını istemiyorlar. Her iki parti de statükodan besleniyorlar.

Geçmiş yıllarda resmi statükoyu sahiplenenler ile Kürtler arasında sıkıntı vardı ama bugün artan terör eylemleri yüzünden Allah göstermesin ama batıdaki vatandaşlarla Kürtler arasında problem yaşanır mı?

PKK eylemleri başlamadan önce her ne kadar Devlet, Kürtlerin varlığını inkar ediyorsa da toplumda bu düşünce yoktu. Yani Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i; Kürtlerin varlığını inkâr etmiyor, öteki olarak ta görmüyordu. Doğulu kardeşleri olarak görüyorlardı. Fakat PKK’nın özellikle son zamanlarda, var olan yasakların kalkmasına rağmen, kan dökmeye devam etmesi, yüreği yanan anne-babalar çoğaldıkça dün Kürt kardeşim diyen, onu bağrına basan ve bu konuda bir çekingesi olmayan vatandaşlar bugün artık antipatiyle bakıyor. Bu bir Türk milliyetçiliği değildir ama Kürt antipatisi artıyor. Bugün devlet kabullendi ama toplum artık kabullenmek istemiyor.

Bundan kim faydalanıyor? Kimin işine yarar bu?

PKK bunu istiyor. PKK’ya kalsa aslında her ne kadar “biz Türkiye’nin bütünlüğünden yanayız” deseler de bağımsız bir Kürt devleti istekleri devam ediyor. Ülkedeki bölünme keskinleştikçe Kürtlerin bağımsız bir devlet talepleri de artacak. Dış müdahalelere daha açık bir hale geleceğiz. Allah korusun Kırgızistan’da olan olayların benzeri burada da olabilir. Kürt-Türk çatışmasının çıkması için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Devlet Bahçeli de açıklamalarında ateşe körükle gidiyor. Bir anlamda Bahçeli’nin açıklamaları PKK’nın ekmeğine yağ sürüyor.

Ak Parti Demokratik açılımda yeteri kadar cesur olabildi mi?

Yeterince cesur davranamadı. Cesaretsizliği sadece karşındaki muhalif cephenin gücünden değil, aynı zamanda kendi tabanını bu konuda yeterince aydınlatamamış, ikna edememiş olmasından da kaynaklanıyor. Özellikle İç Anadolu bölgesi muhafazakâr olmalarına rağmen ciddi bir milliyetçilik damarı da olan bu bölgede kendi tabanından da uzaklaşma, oy kaybına uğrama kaygısı Ak Parti’nin ürkek adımlar atmasına sebebiyet verdi.

Demokratik açılım sürmelimi veya nasıl sürmelidir?

Türk milliyetçileri, PKK’nın eylemleri sonucu anti Kürt duygusuna kapılmışlar. Bu kesimlerin PKK ile Kürtleri aynı kefeye koymamaları gerekiyor. Muhafazakâr kesim de buna dâhildir. Şu sorunun cevabını vermek lazım. PKK ülkeyi bölmek istiyor mu? Evet istiyor. Bu Türk milliyetçilerinin bir paranoyası değildir. Özellikle muhafazakâr kesim şu soruyu kendine sorması lazım. Kürt halkının meşru ve makul hakkını bu son olaylardan dolayı onlara vermeme hakkımız doğar mı? Cenab-ı Hakk “bir kavme olan husumetiniz sizi o kavim hakkında adaletsizliğe sürüklemesin” buyuruyor.

Kürt halkı dindarlığıyla, imanına, peygamberine bağlılıklarıyla tanınır. PKK nasıl barınabiliyor peki

Allah rahmet eylesin merhum Abdulmelik Fırat’ın “PKK, Kürtler İslam’dan uzaklaştırılsın diye çıkarıldı” diye bir sözü vardı. PKK ideolojik olarak resmi ideolojinin taraftarları kadar laikçi ve pozitivist düşünceye sahiptir. Diyebilirim ki Kemalist sistem PKK üzerinden bu ideolijiyi doğuya taşıdı. Ama bütün bunlara rağmen halen o bölge halkı geleneklerine, inançlarına büyük oranda sahip. PKK açıkça Marksist ideolojisini ortaya koymuyor, takiyye yapıyor. Halka dindar gibi gözükürken, militan kadrolarını dindışı bir eğitimle eğitiliyor.

Sohbetiniz çok keyifli ancak epey uzun oldu. İsterseniz farklı sorularla ikinci bir sohbetimizde tekrar devam edelim.

Bu haber toplam 2626 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!