1. HABERLER

  2. SİİRT

  3. Siirt Rastak bölgesinde tarihi zenginlik
Siirt Rastak bölgesinde tarihi zenginlik

Siirt Rastak bölgesinde tarihi zenginlik

Siirt’in RASTAK olarak bilinen bölgemizde medeniyetimizin sessiz tanıkları : Mezar Taşları

A+A-

MEDENİYETİMİZİN SESSİZ TANIKLARI: MEZAR TAŞLARI

 

03.10.2009 Cumartesi Yazdan Kalan Bir Gün)

 

Sabah Saat 10.00 suları, çarşıya yeni inmiştim. Kadim dostlarımdan Cabir aradı beni. Yüksek Lisans hazırlığı için Tillo ve bağlı Şakir Özmaziköylerine gideceğinden beni de davet etti. Kayda değer de işim olmayınca şehirden uzak, dünya telaşından, kentin stresinden, trafiğin gürültüsünden bir gün uzak kalıp buram buram toprak kokusunu doya doya içime çekebilmek için ve de benim ilgi alanıma girince tereddütsüz evet dedim. Kozluklu Cabir Alper, Sanat Tarihçisidir ve Kültür Turizm Müdürlüğünde çalışmaktadır. Çok idealist. Mesleğini severek icra eden kişiliğe sahip. Kâh kazı ekibinde görüyoruz, kâh yüzey araştırma ekibinin içinde yer alıyor. Gelecekte güzel bir yerde göreceğimizden emin olduğum bir yetenek. İşte Yüksek Lisans hazırlığı için Aydınlar (Tillo) İlçesi ve bağlı köylerde bulunan Tarihi Mezar taşları konu almış. Beni çarşıdan aldılar ve yola koyulduk. Şoförümüz Cabir’in dayısı Baykan’lı Celal. Tillo Yolunda solda, tepelerde sırayla dizili Sinep, Firsaf ve Tom. Yerel tabirle “Rastak” bölgesi.

 

sessiz tanıklar mezar taşları

 

Çatılı (Sinep) Köyü

 

İlk durağımız Çatılı Köyü Nam-ı Diğer Sinep. Rakımı yüksek bir köy. Kış mevsimi buralarda, kente nazaran daha soğuk ve çetin. Kar kuyuları meşhur. Kışın yağan son karlar bu kuyulara doldurulur. Karlar zamanla buzlaşır. Yaz aylarının kavurucu sıcağında katır sırtlarında şehre indirilip pazarda müşteri buluyordu köylüler.

 

İlk gözümüze çarpan eski muhtar adaşım Hacı Şakir Yıldız oluyor. İsveç’ten yurda kesin dönüş yapıp Ankara’ya yerleşen yol arkadaşım, dostum İdris’in babası. Bize rehberlik yapıyor. Şeyh Saet Hazretlerinin Türbesine götürüyor daha doğrusu makamına. Üç yerde olduğunu ifade ediyor. Siirt Conkbayır Mahallesi, Doluharman Köyü ve burada. Yetim büyüyen bu Zat-ı Muhtereme Üvey annesi eziyet etmek istemiş. Onu bir kış günü dama çıkartıp toprak damın akmasını önlemek için ağır silindir taşla loğlamasını istemiş. Zayıf çocuk damın bir kenarında oturur semavattan inen yılanlar sayesinde silindir bir o yana bir bu yana gidip geldiğini üvey annesi görünce eziyetten vazgeçmiş oluyor. Ormandan çalı-çırpı toplarken ipi evde unuttuğunu görünce yılanları birbirine bağlayarak ip niyetiyle çalıları bağlayıp öylece köye dönmüş. Köyde yılan sokma vakasına rastlanmaz. Toprağından alan vatandaşlar evlerinde bulundurarak yılan-akrep sokmalarına karşı koruyacağı gibi halk inanışları da vardır. Türbenin etrafı ihata duvarı örülü. Mezar bitişiğinde asırlık yaşlı dut ağacı. Gövdesi genişçe ve alttan kurumuş gibi görünüyorsa da üste yeşil yapraklar boy gösteriyordu.(siirtliler.net)

 

Sineplilerin ticaretteki zekâya gösterdikleri cesaret eklenince sonucu varlık sahibi olmak düşüyor. Köy dışında, Büyükşehirlerde yaşıyor olsalar bile bağlarını köylerinden koparmamışlar. Yetiştirdikleri Ulemaların sayısı hayli fazla. Bu gelenek devam edip ilim erbabı yetişmeye devam etmektedir.

 

Sinep köyü girişinde 2 Villa göze çarpıyor. Villaların hemen arkasından savaştan sonra harabeye dönüp terk edilen diyarlara benziyordu. Köy meydanı, sağında Köy Camisi ve yıkık cas evler. Aslen Bağtepe (Halenze)’ li olan Hedef Allancee Holding patronu bu köyde büyümüş. Ama onu herkes Sinepli biliyor. Hatta geçen Sene Pervari Bal festivalinde 1 kg bala 100.000 TL vererek ulusal basında, ondan Sinepli “Ethem Sancak Bal Ağası” diye başlamışlardı haberlerine.

 

Taşbalta (Sıve) Köyü

 

İkinci durağımız Taşbalta (Sıve) daha önceleri kalabalık olan köy şimdilerde 12 haneli. Çoğu İstanbul’a göç etmiş. Muhtar bile İstanbul’dan köye gelip yerleşmiş. Baraj köye yakın. Köyün gençleri baraj inşaatında çalışıyor.

 

Köy mezarlığı içinde iptidai bir türbe ve içinde metfun Rufai Tarikatı Şeyhi Nurettin Hazretleri. Türbesini ziyaret ediyoruz. Türbe giriş kapısı alçak.  Kafamızı çarpmamak için eğilerek giriyoruz. Nedense alçak kapılar ve alçak kapıdan içeri eğilerek girmek hep hoşuma gitmiştir. Nedeni? Tasavvuf mektebinde Derviş meşreplilerin alçakgönüllülüğü ve nefis terbiyesi ile alakalı olduğundandır belki de. Mübareğin zikirde kullandıkları hançer ve kılıcı gösterdiler. Aşk ve muhabbetle vücutlarına sapladıkları kılıçtan zarar görmemeleri. Kılıç üzerinde Arapça yazılar. Cabir, parça parça çekiyor. Objektifi ayarlıyor ve deklanşöre basıyor. Fotoğraf sanatçısı gibi enine boyuna kareler kadrajı ayarlayarak çekim yapıyor. Ben de âcizane bu malzemelerin daha bir özenle saklanmasının gerekliliğini hatırlatıyorum torunlarına. Köy Mezarlığının duvarı örülürken kullanılan büyükçe 2 taş dikkatimi çekti yakınına gidip fotoğraflarını çektim. Dadoka taşı. Koruma altına alınacağı yerde duvar malzemesi olarak kullanılarak değerlendirilmiş. Aslında belki farkına varmadan yine de bu şekilde koruma altına almışlar. Oysaki mesela, Güres Caddesinin orta yerlerine kültürümüze ait nice eserler ucuz bir maliyetle getirtilip konabilirdi diye düşünüyorum.(Siirtliler.net)

 

              Tillo’ya gelip acıkan karnımızı koca ilçenin tek lokantasında kebap yiyerek doyuruyoruz. Ardından içilen çaylar okunan Fatihalar ve ardından kaldığımız yerden devam ediyoruz.
   

 

 

İkizbağlar (Tom) Köyü

   

Bu defa ver elini İkizbağlar (Tom) köyü. İlk olarak köy girişindeki Şeyh Muhammed Tomani Hazretlerinin türbesini ziyaret ediyoruz. Yaklaşık 1.300'lü yıllarda Suudi Arabistan'ın Teymen Kentinde dünyaya geldiği, Mardin İline yerleştiği, ardından bu köye yerleştiği anlatılmaktadır. Şeyh Muhammed Tomani Hz.'nin Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Torunu İmam Hüseyin' in soyundan geldiği, 2 çocuğunun olduğu halk arasında bilinmektedir. Köy adını Şeyh Muhammed Tomani'den aldığı söylenmektedir. Siirt Merkezinde türbesi bulunan Şeyh Naccar Hazretlerinin Kabr-i Şerifinin civarında metfun Seyyid Halil Tomani Hazretlerinin buradan gittiği rivayet edilmektedir.

 

Türbenin sandukası üzerindeki yeşil renk saten kumaşı kaldırdığımızda üzerinde kitabesi olan mermerden mezar taşını görünce Cabir hazinesessiz tanıklar bulmuşçasına iştahı kabarıyor, seviniyor ve adeta heyecanlanıyor. Nedeni ise gün boyu gezerken karşılaştığımız en eski mezar taşı. Takriben 800 yıllık olduğunu söylüyor. Türbe dışındaki mezarlıkta ise bir tarihi mezar taşı ile karşılaştık. Enlemesine kırık olduğu görünüyor. Her iki yanlardan demirlerle kırık taş yerine oturulmuş. Mezar sahiplerini kutlarken badana ile boyamalarına da kızıyoruz. Hal böyle olunca Mezar Kitabeleri okumakta zorlaşıyor. Cabir kitabeleri okumaya çalışıyor. Not alıyor zaman zaman.

 

Dinlenmek ve köylülerle hasbıhal etmek üzere köy kahvesine gidiyoruz. Alt yapısı yeni bitmiş olan köyde yolların bozukluğu ve toz gözden kaçmıyordu. Karşılıklı iki kahve. Biri bahçeli. Ama her ikisi de otantik, huzur dolu. Bağdan dönenlerin yorgunluk çayının içildiği dostlukların pekiştiği mekânlardan bir mekân. Neyse orada Siirt Fıstıkçılar Birliği Başkanı Şuayp Aslan Bey ve 112 acil personeli İbrahim abi ile karşılaşıyoruz. Bilgilerini bizimle paylaşıyorlar. Tavşankanı çaylarımızı yudumluyor gerekli notları alıyoruz. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Dikkatimi çekti. Geleneklerine, örf ve adetlere bağlılıkları hiç değişmeden devam ettiğini müşahede ettim ve ziyadesiyle mutlu oldum.

 

Köyün Camii İmamı asma ağacından üzüm salkımı koparıp ikramda bulunuyor. Ve ardından vedalaşıp ayrılırken elimize, poşetle yeşil fıstık tutuşturuldu. Eee… Tabi Siirt Fıstıkçılar Birliği Başkanının ikramı da fıstık olur. Rekoltesi en yüksek köy olmanın haklı gururunu yaşıyor Şuayp Bey. Girişimci bir yapıya sahip. Çok uğraş vermiş, çok kapı çalmış. Nihayet mutlu sona ermek üzere olduklarını anlatıyor. Ne demiş evvelkiler “Ağlamayan bebeye meme vermezler.” Helal olsun. Tebrik ederim. İlgi alanı, geçim kaynağı tek uğraşları fıstık olunca, ona odaklanmışlar ve dört elle sarılmışlar. Devasa bir Proje hazırlamışlar Birlik olarak. Projelerinin kabul edildiğini ve ilkel şartlarla fıstık üretme ve pazara sürme modernleşeceğini ifade ediyor. Bir memleket sever olarak çok sevindiğimi ben de ifade ediyorum. İstihdama da yol açacağı muhakkak. Şimdiden hayırlı ve uğurlu olsun diyoruz.

 

 

Fersaf ve İsmiyle Müsemma Şeyh Muhammed El-Fersafi Hazretleri (1231-1309)

 

Oradan da Dereyamaç (Firsaf) Köyü. Firsaf denince akla Şeyh Muhammed El-Fersafi Hazretleri (1231-1309) gelir. Köy ismiyle özdeşleşmiş adeta Mübarek. Ziyaret ediyoruz dualar ediyor ve bol bol fotoğraf çekiyoruz. Bu ziyaret vesilesiyle Şeyh-El Hazin Hazretleri hakkında bilgi de vermiş olalım:

 

Osmanlı Devletinin son devrinde Anadolu’da yetişen büyük evliyalardandır. Şeyh Muhammed El-Hazin Hazretleri, bir gün derin bir cezbeye kapılarak söylediği kudsî kasidede «Ya Hazinî» diye muhatap olduğu ilham üzerine o günden sonra Şeyhü’l-Hazin olarak tanınmaya başlayan büyük velî, Fersaf köyünde dünyaya gelir. İlk tahsilini babasının talebe yetiştirdiği aile medresesinde yapar. Daha sekiz yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i hıfzeder. Yüksek ilimleri tahsil etmek üzere babası Şeyh Musa Efendi Hazretleri Onu Siirt'e götürür. Devrin en büyük ilim merkezlerinden olan Hamid Ağa Medresesine Onu kaydeder. Bu Üniversitenin baş müderrisi, Molla Halil Efendi Hazretleri idi. Muhammed el-Fersâfî tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil eder.Bu süre zarfında hocasının derin sevgisini kazanır ve hususi sohbetlerinde  bulunur. Muhammed el-Fersafi Hazretleri, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavilî (ks) Hazretlerinin manevi terbiyesine girer. Şeyh Osman Hazretleri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (ks), Hazretlerinin halifelerindendir. Muhammed el-Fersafi burada bir müddet seyrü sülûk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icazetnamesini de alır ve üstadı tarafından irşâd vazifesiyle görevlendirilir. Böylece zahir ve batın ilimlerde kemale eren Şeyh Muhammed el-Fersafi, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf köyüne gelip yerleşti. Burada irşâd ve tedris hayatına başladı. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirdi. İnsanlara daima zühd ve takva yolunu gösterdi. Çok geçmeden bölgenin âlimleri Ona büyük bir hürmet duymaya başladılar. Onu ziyaret ederek ilminden istifade etmeye çalıştılar. Doğduğu Fersaf köyünde, H. 1309/m. 1892 yılında vefat eden Şeyh Muhammed el-Hazîn, köyün yukarısında önceden gösterdiği yere defnedilmiştir. Henüz hayattayken burayı işaret ederek, “Beni buraya defin ediniz, Çünkü Halid bin Velîd Hazretleri Siirt’i fethettiği sırada çadırını buraya kurmuştur.” der idi. Nitekim, vefatından bir yıl sonra, üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehid ile ona ait yay ve oklar bulunmuştur. Şeyh Muhammed el-Hazîn Hazretlerinin mahdumlarından Şeyh Şerafeddin Efendi Hazretleri, birinci dünya harbi sırasında maiyetindeki üç bin kişilik milis mücahit kuvvetlerle Ruslara karşı verdiği cihadda büyük bir üstünlük göstermiştir. Bu sayede Rusların Bitlis’i geçmeleri engellenmiştir.

Bu bilgilerden sonra Halenze’ye diğer ismiyle Bağtepe’ye yol alıyoruz.

 

Bağtepe (Halenze) Mahallesi

 

Son durağımız olan Bağtepe’deyiz. Önceleri köy statüsündeydi. Daha sonraları İl’e bağlı bir mahalle haline getirildi. Seyyid Ahmed Bedevi Hazretlerini ailesinin soyundan gelen bu saygıdeğer aileye “Mın Beyt Il Bedevi” denir. Hürmete layık Efendimizin neslinden Seyyidler ve adlarına da aile mezarlığı mevcut. Mezarlığı geziyoruz. Rehberimiz “Bebıl Cemeh” denen köy meydanında karşılaştığımız Hayrullah Kurt Hoca. Emekli İmam.  Cabir’in dedesini yakinen tanıyor ve babasıyla dost çıkıyor.

 

Kırık mezar taşlarını birleştiriyoruz. Tabi üzülmemek elde değil. Koruma altına alınsaydı bu halde olmayacaklardı diye hayıflanıyoruz. 200–300 hatta 400 yıllık tarihi mezar taşlarıyla karşılaşıyoruz bu mezarlıkta.

 

Bir Ömrün Özeti Olan Sanat Eseri Mezar Taşları

 

Rıstak köyleri Tillo ve bağlı köy Mezarlıklarındaki tarihi kabir taşlarını inceleyen Cabir Alper, silinmek üzere olan kabartma yazıların üzerini stampaj kâğıdıyla sararak belirginleştirecek ikinci gelişinde. Şimdi fotoğraflarla tespite çalışıyor. Bu kitabelerin fotoğraflarını çekip tez hazırlığının çalışmasını yapacak ve tabedilecek kitap içinde üniversitedeki hocalarıyla mezar taşı yazılarını çözecek. Bu inceleme ve çalışma tamamlanınca kitabeler hakkında daha geniş bilgi sahibi olacağız. Onun için örnek model teşkil eden hocalarıyla beraber yapacak bu çalışmaları. Bu güzelim çalışma da sonuçlanınca kitap haline getirilecek ve yeni nesillere aktarılacak nasipse.

 

Birçok tarihi bilgi taşıyan, bazıları yüzlerce yıla tanıklık eden taşlar günümüzde çoğu hala tahrip edilmekte. Biraz tuhaf gelecek ama Yap-boz misali bazı kırık mezar taşlarını bir araya getirerek bütünün parçalarını birleştiriyoruz. Bunda zorlanmıyor değiliz. Uymayınca yanındaki farklı bir taşı getirip deniyoruz. Ya kırık olarak gördüğümüz Sarık motifli mezar başlarına ne demeli? Sayısı bir hayli fazla.  

 

Hani meşhur kelamdır ve fevkalade derin anlamlı sözdür: “Ol Mahiler ki derya içreler de deryayı bilmezler.” Evvelkiler ne güzel söylemiş: “Karanlığa kızacağına bir mum da sen yak.” Mum kendini imha eder etrafa ışık saçar kendi dibini ışıtmaz. Zararın neresinden dönülse kardır diyorum. Vakit kaybetmeden Haydi, hemen, şimdi var mısın güzelim memleketimizin konumuz olması hasebiyle önce tarihi mezar taşları olmak üzere tüm tarihi değerleri koruma altına alalım ve tanıtımına katkı sağlayalım. Geçen geçti. Olan oldu. Yıkılan, viraneye dönen değerlere üzüleceğimize kıyısından köşesinden mevcutları kollayalım bari. Doğru mu? Çok köklü ve zengin tarihimiz var ve bu mezar taşları da onlara tanıklık etmektedir.

 

 

Sahi mezar taşları neyi ifade ediyor?

 

Kimilerine ürkütücü gelse de huzur veren mekânlardır aslında Mezarlıklar. Arap harfleriyle işlenmiş kimi mezar taşlarının yazıları silinmiş. Kimi taşlar kırılmış, kimisi yan yatmış, kimi toprak altında kalmış, ama her şeye rağmen Mezarlıklarda bir huzur bir güven var.

 

Asırlık geçmişin hayat öyküsüdür aslında mezar taşları. Birer kültür hazinesi olan bu karşılaştığımız mezar taşların hemen hemen hepsinin üst kısmında "Hüve’l Baki" (Bakî olan O’dur) ifadesi yer aldığını gördük. Dünyanın geçiciliğini ruhumuza üfleyen bir mesaj. Dua ve en nihayetinde “Ruhuna El Fatiha” diye biten mezar taşları.


          Her biri ayrı bir mesaj içeren geçmişin izlerini geleceğe taşıyan ve en önemlisi hayatın en büyük gerçeği, yani ölümü hatırlatan mezar taşları.
           38 yaşıma gelmişim ve hemen yanı başımızdaki bu köylere yeni gittiğim için üzüldüm.
           Akşamüstü güneş tepelerden veda edip batarken yaydığı eşsiz renk tonu ve ışık huzmeleri doğa hayranlarını âdete Siirt’e davet ediyordu.

            Yorgun argın dönüyoruz. Faydalı, güzel ve farklı bir gün geçirdiğimiz bu günübirlik gezi bana çok şey kazandı diyebilirim.

Cabir’e ve dayısı Celal’e sonsuz teşekkürler.

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Şair, yazar ve düşünce adamı Erdem Beyazıt’ı Rahmetle anarak ölümü güzel anlatan sözü ile noktalıyorum.

"Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm"

 

Saygıyla…

 

M.Şakir ÖZMAZI / SİİRTLİLER.NET

sakir.56@hotmail.com

Bu haber toplam 12341 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!