1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Mısır’da Devrim olmadı, Devrim daha yeni başlıyor
Mısır’da Devrim olmadı, Devrim daha yeni başlıyor

Mısır’da Devrim olmadı, Devrim daha yeni başlıyor

Siirtliler.Net Dış Basın Sorumlusu Bekir Berkay TÜRKAY’a Mısır’da ve Ortadoğu’da son zamanlarda yaşananlar hakkında cevaplarını aradığımız sorular sorduk. İlginç tespitlerde bulunan Türkay’ın gelişmeler hakkındaki yorumları genel görüşlere aykırı gibi du

A+A-

Mısır’da Devrim olmadı, Devrim daha yeni başlıyor

Siirtliler.Net Dış Basın Sorumlusu Bekir Berkay TÜRKAY’a  Mısır’da ve Ortadoğu’da son zamanlarda yaşananlar hakkında cevaplarını aradığımız sorular sorduk. İlginç tespitlerde bulunan Türkay’ın gelişmeler hakkındaki yorumları genel görüşlere aykırı gibi duruyor.

Siirtliler.Net: Hocam, siz yıllardır özelde Ortadoğu ve genelde Dünya Siyasi Tarihi ile yakından ilgilenen hatta bu konuda Tez yazım aşamalarında dirsek çürütmüş birisiniz. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi hakkında yabancı yayın organlarında görüşlerinizin önemsendiğini de biliyoruz. Mesleğinizin bir gereği olarak da sürekli BBC, CNN ve El Cezire (Al Jazeera) gibi haber ajanslarını günlük takip ettiğinizi, Mısır, Lübnan, Suriye gibi birçok bölge ülkelerinden dostlarınızın olduğunu da biliyoruz. Son yaşanan ve özellikle bu akşam saatlerinde Hüsnü Mübarek’in istifası sonucunda yaşanan olaylar ve bölgeye etkileri hakkında sorular sormak istiyoruz.

Siirtliler.Net: Mısır’da yaşanan olaylar sizce bir devrim midir?

Türkay: Mısır’da yaşananlar aslında tam bir halk ayaklanmasıdır. Devrim olup olmadığına karar vermek için henüz çok erken. Ayaklanmaların baş mimarları arasında Müslüman Kardeşler aslında başrolde ama kendilerini pek ön plana çıkarmak istemiyorlar. Malum bazı “Endişeli Modernler” sadece bizde yok. Ayaklanma – Gösterinin ateşini Tunus yaktı. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülkede olan olaylar bölge ülkelerinin tümünü etkiledi bunun başlıca sebebi ABD – AB – İsrail –  ortaklı ara sırada Rusya ve Çin’in de dahil olduğu sömürü düzenin bölge halkını ezen yöntemleridir.

Henüz yaşananlara “Devrim” demek için çok erken. Mübarek’in, ABD destekli sisteminin adamları hala görevde ve en kritik noktalarda yönetimdeler. Mübarek ile birlikte (daha sonra da olabilir) en az 3.000 yöneticinin daha ya ülkeden çıkması, ya görevlerini bırakması ya da tutuklanması lazım ki Mısır’da tam bir “Halk Devrimi”nden bahsedilebilsin. Şu anda Mübarek’in istifası ve ülkeyi terk ettiği söylentileri sembolik bir harekettir. Gerçekte “Devrim”in olup olmadığına en az 1 yıl sonra karar verebiliriz. Yaklaşık 30 yıldır ülkeyi Kral gibi yöneten Hüsnü Mübarek ve sisteminin Mısır’dan lav edilmesi çok kolay olmayacaktır. Gösteriler sırasında eli silahlı 10.000 kadar Mübarek yanlısı – ajanın yaptıklarını göz ardı etmemek gerek. Ayrıca devrim, Hüsnü Mübarek’in 70 milyar dolar olduğu söylenen servetinin Mısır demokratik yönetimi tarafından uluslar arası arenada el konulduğu zaman tamamlanmış olacaktır. Evet Devrim başlamıştır ama henüz Devrim tam anlamıyla yapılamamıştır.

                Siirtliler.Net: Tunus ve Mısır’da yaşanan olaylarda Amerika ve Avrupa’nın etkisi nedir?

Türkay:  ABD’nin Mısır’daki olaylar karşısında takındığı tavır Trajikomik aslında. Yaklaşık 30 yıldır Mısır halkını ezmesi ve İsrail ile birlikte Filistinlilere zulüm yapması için destek olduğu Hüsnü Mübarek rejimine karşı “HALKÇI” yaklaşımlar sergilemesi için söylenebilecek en doğru söz herhalde “İki Yüzlülüğün Daniskası” olacaktır. Mısır’daki Halk Ayaklanmasının asıl müsebbibi olan ABD şimdi de sanki tüm olanlardan habersizmiş gibi, sanki 1960’lı yılların çevre ülkelere dahi borç verecek kadar zengin olan Mısır’ını bu hale getiren kendisi değilmiş gibi “sütten çıkmış ak kaşık” misali hareketleri ve Obama’nın “Halkçı” açıklamaları insanın midesini bulandırıyor. Almanya başta olmak üzere AB’nin tavrı da ABD’den farklı değil aslında ama son yıllarda şuna dikkat etmeliyiz ve bilmeliyiz ki Avrupa’nın kıdemli sömürü devleti Büyük Britanya’nın (İngiltere) yerini artık Almanya almıştır.

ABD, her zaman bir “B” planı olan bir ülke olarak Mısır’da yaşananlara seyirci kalamayacağını bildiği ve biraz da olsa Mübarek sonra Mübarek benzeri bir sistem kurabilir miyim umudu ile sözüm ona “Halkçı” bir tavır göstermeye çalışıyor. İşte biraz önce de belirttiğim Mısır Devrim’in aslında daha yeni başladığı konusundaki düşüncem de bu yüzden. Mısır’da ABD ve AB’ye rağmen bir sistem kurulabilirse işte o zaman gerçek devrim olur.

Siirtliler.Net: Mısır ve Tunus’ta yaşanan olaylar diğer bölge ülkeleri olan Ürdün, Lübnan, Cezayir, Libya, Yemen, Suriye, Irak ve İran gibi ülkelere sıçrayabilir mi?

Türkay:   Saydığınız ülkelerin her biri aslında kendilerine ait özel statüler barındırıyorlar. Hepsi olmasa bile çoğunluğunun Arap kökenli insanlardan oluşması aynı sistematik zülme maruz kaldıkları anlamına gelmiyor. Tek tek inceleyecek olursak.

Ürdün: Krallıkla yönetilen ve içinde Filistinlilerin yoğun olduğu bir ülke her ne kadar Haşimi soyundan geldiği iddia edilse de Kraliyet ailesinde Haşim soyunun kanından çok Çerkez kanı daha yoğundur. ABD – Büyük Britanya uşağı görünümündeki Kraliyet ailesine en büyük muhalefet, aslında Filistin kökenli ve Ürdün nüfusunun %80’nine yakın kesiminde oluşmaktadır. Bu ülkedeki Çerkezler ise daha çok Rejimin üst tabakası durumunda olduğu için muhalefet yapmaktan çok rejimin devamı yönünde hareket etmektedirler. Halk bu ülkede ekonomik yönden iyi durumda değildir.

Lübnan: Bu bölgede, ülke olarak küçük olmasına rağmen etki sahası oldukça geniş olan ülkelerden biridir Lübnan. Nüfusu az olmasına rağmen İsrail’e ecel terleri döktüren cesur ve bir o kadar da bölgedeki diğer ülkelere göre demokratik yapılanma içinde olan bir ülkedir. Son yıllarda Hizbullah’ın etkili ve yetkili olarak, sosyal yaşamı iyileştirme çalışmaları oldukça başarılı olmuştur. Bu ülkede Mısır veya Tunus benzeri bir ayaklanma senaryosundan bahsetmek çok doğru olmasa gerek. Lübnan’ın siyasi dengeleriyle oynamak isteyen İsrail kaynaklı Batı senaryolarının sebep olduğu iç karışıklıklara Lübnan zaten çok alışık. Fakat bu ülkedeki doğru yöndeki demokratik bir gelişim İsrail için sonun başlangıcı olacaktır.

Cezayir: Fransa’nın eski bir sömürgesi olan bu ülkede yoğun bir Berberi nüfusunu görürüz. Cezayir petrol ve doğal gaz yönünden oldukça zengin bir ülke olmasına rağmen sömürü sistemli sözüm ona demokratik yönetim yüzünden halkın ekonomik durumu iyi değildir. Mısır benzeri bir durum orada da söz konusu olabilir ve yine bu Müslüman Kardeşler tipi bir yapılanma ile gerçekleşebilir. Şu anda oradaki halk örgütleri yer altına çekilmek zorunda kalmıştır. Yakın zamanda Cezayir’de yaşanan katliamlar bunun en önemli sebebidir. Daha önce de ayaklanmaların yaşandığı Cezayir’de İslami (FIS) grupların kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan yararlanan sömürgeci anlayış hakimiyeti hala elinde tutmaktadır.

Libya: Libya’daki muhalifler için çok söylenecek bir söz yok aslında. Allah Libya’yı sapık diktatör Sosyalist İslamcı (nasıl oluyorsa) Kaddafi’nin elinden tez zamanda kurtarsın. Petrol kaynakları oldukça geniş olan Libya’nın Lideri Kaddafi dünyanın belki de en acımasız diktatörlerinden biridir. Libya yüzölçümü bakımından Türkiye’den büyük olmasına rağmen Ankara kadar nüfusa sahiptir. Libya’nın önemi sahip olduğu petrol rezervlerinden dolayıdır. Parası Nüfusuna göre oldukça bol olan Libya’da halk ekonomik yönden çok zorluk çekmemektedir ama özgürlükler yönünden ise aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Hasta ruhlu İslam düşmanı bir Diktatörün elinden belki de en son olarak demokratik yönetime geçecek olan bir ülkedir Libya; lakin ABD veya Avrupa yeni bir diktatör bulursa başka. ABD ile savaşıyormuş gibi yaptığına bakmayın hepsi birer oyun.

Yemen: En fazla fakirliğin yaşandığı ülkelerden biridir. Petrol ve kahve üretiminde ciddi bir değer gibi görünse de maalesef baskıcı yönetim burada da hakimdir. Yemen’de bir ayaklanma olursa çok ciddi can kayıpları yaşanabilir.

Suriye:  Beşer Esed babası Hafız Esed katilinin aksine oldukça demokratik olmaya özen gösteriyor. Suriye bölge ülkeleri içinde son yıllarda en fazla demokratikleşme yönünde gelişme yaşayan bir ülke. Bunda tabiî ki Türkiye ile olan münasebetlerinin etkisi oldukça fazla. Yakın bir zaman öncesine kadar Türkiye’nin savaş ilan etmeyi bile göze alabilecek kadar düşmanı olan Suriye ve Suriye halkı son yıllardaki doğru dış politikalar sayesinde Türkiye’ye en yakın dost ülkelerden biri olmuştur. Suriye’de Beşer Esed’den sonra en fazla popüler olan 3 kişiden biri Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan’dır. Suriyelilerin en fazla örnek aldığı ülke de Türkiye’dir. Suriye genelindeki sorun ise nüfusun %12’sini ihtiva eden Arap Alevilerin nüfusun %74’nü ihtiva eden Sünnileri yönetmesidir. Nusayriler azınlıkta olmasına rağmen çoğunluk Sünnileri ilginç bir şekilde bastırarak yönetebiliyorlar. Yani Suriye’de halkın temsil edilmesi sorunu var. Ayrıca burada kalbimde hala büyük bir acı olarak sakladığım “Hama” katliamını yapan Hafız Esed’i ve kardeşini lanetle anmadan geçmeyeceğim.

Irak: Irak, siyasi durumu belki de en karışık olan bölge ülkelerinden biri. Kuzeyde Kürt Federasyonu, Güneyde Şii Nüfus, merkezde Sünni, Şii, Kürt karışımı bir yönetim. Suriye’dekinin aksine Şii yoğun nüfusa sahip Irak yıllarca Sünni bir Dikta rejimi tarafından yönetilmiştir. Gerçi bunların Sünniliği veya Şiiliği hatta Müslümanlığı dahi sorgulanabilir ama konumuz bu değil. ABD, Irak’tan tamamıyla çıktığında belki ülkede bazı taşlar yerine oturabilir ama ileri zamanda (özellikle ABD’nin elini çekmesiyle) Arap Sünni ve Şiiler aralarında anlaşıp Kürtlere karşı bir hareket başlatabilirler. Böyle bir iç savaşın en önemli nedeni de tabiî ki dünyanın en kaliteli petrol rezervlerinin çoğunu elinde tutan ve ciddi bir komisyon hakkı alan Kürt yönetiminin güçlenmesini önlemek olacaktır. Irak’ta sular önümüzdeki yıllarda da durulmayacak gibi görünüyor.

İran: ABD, Avrupa ve bizim bazı basın organlarımızın yansıtmaya çalıştığının tam aksine İran’daki muhalefet rejim karşıtı değildir. İran’daki muhalefet rejimin içersindeki yönetim karşıtıdır. İran’daki muhalefet ve yönetimi “Reformcu İslamcı” ve “Geleneksel İslamcı” diye adlandırırsak aslında ne demek istediğimiz daha iyi ortaya çıkar. İran Mısır veya Tunus’taki ayaklanmalardan tabiî ki etkilenir ama sonucu rejim değişikliğine getirmez. İran’daki muhalefetin zaferi ancak yönetim değişikliğine sebep olur.  

Siirtliler.Net:  Türkiye’nin olaylar karşısında tutunduğu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkay:  Türkiye’nin Mısır olayları karşısında takındığı diplomatik tavrı “bekle gör politikası” gibi algılayanlar çok yanılıyorlar. Türkiye’nin Mısır ve diğer çevre ülkeleri üzerindeki etkisini artık ABD ve AB ülkeleri bile kabul etmiş durumda. Türkiye bu halk ayaklanmasında en dengeli ve en ileri görüşlü politikayı izliyor. ABD gibi Mısır’ın iç işlerine direk etki etmek yerine dost ve kardeş bir ülke olarak diyeceğinden de geri kalmıyor. Devrim sonrası kendine helal getirecek en küçük kuşkudan kaçınmaya çalışıyor. Devrim sonrasında eğer Mısır halkı egemenliği ele geçirirse ileride Türkiye için yapılacak olan Sömürücü Ülke tanımından uzak duruyor. İsrail, ABD ve AB ülkelerinin en başarılı olduğu konulardan biri de Mısır ve Türkiye gibi ülkeler ve halklar arasına nifak tohumu ekmeleridir. Devrim tamamlanırsa Mavi Marmara şehitlerimizin yüzü gülecektir.

Siirtliler.Net: Başta Mısır olmak üzere bu olayların Türkiye’ye olumlu olumsuz ne gibi etkileri olacak?

Türkay:        Olumlu veya olumsuz etkileri devrimin tam anlamıyla başarıya ulaşmasına bağlı. Devrim tam anlamıyla başarıya ulaşırsa Türkiye özellikle İsrail sorunu konusunda çok daha güçlü bir hamle yapma imkanına kavuşacaktır. Türkiye özellikle Mısır ile işbirliği yaparak Filistin sorununu çözerse ki bu ihtimali göz ardı etmemek lazım. İşte o zaman kendi iç sorunlarından tutunda bölgedeki sorunları çoğunu da halledebilecek bir konuma gelecektir. Türkiye iyi bir Ortadoğu politikası ile kendi Büyük Ortadoğu Projesini uygulamaya koyabilecektir. Türkiye’nin kendi Büyük Ortadoğu Projesindeki en büyük engel olan İsrail’in Mısır gibi müttefiki kaybetmesi, Türkiye’ye siyasi ve ekonomik kazançlar getirecektir.

Siirtliler.Net:  İsrail açısından olayları değerlendirir misiniz?

Türkay:  İsrail şu anda en az Hüsnü Mübarek kadar hatta ondan bile fazla geleceğini düşünüyor olmalı. Bölgedeki en önemli müttefikini kaybetmenin telaşıyla gelecek hesapları yapmaya başlamıştır bile. Şu andaki durumda aslında İsrail hala bir şey kaybetmiş değildir. Hüsnü Mübarek’in yedeği olan İsrail uşağı Ömer Süleyman hala görevdedir. Lakin Devrim tam anlamıyla gerçekleşirse İsrail yalnız kalacak ve yalnızlığın getirdiği bunalım sonucunda yeni katliamlar da yapacaktır.     

 

Bu haber toplam 2191 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!