1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Fevzi Sevgili, İnönü raporunu değerlendirdi
Fevzi Sevgili, İnönü raporunu değerlendirdi

Fevzi Sevgili, İnönü raporunu değerlendirdi

“babalarımızın, dedelerimizin kendi dönemlerinde bizlere anlattıkları halen kulaklarımızda çınlıyor”

A+A-

 

Atatürk’ün emriyle 1935 yılında Doğu ve Güneydoğu illerini dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün hazırladığı rapor bugün Türkiye’nin gündeminde yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. 
 
İnönü tarafından hazırlanan o raporu genelde Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, özelde ise Siirt penceresinden biraz irdelemeye çalışan Siirtliler.Net, “babalarımızın, dedelerimizin kendi dönemlerinde bizlere anlattıkları halen kulaklarımızda çınlıyor” diyen Fevzi Sevgili’den dinledi.
 
O rapor bugüne kadar yaşanan Güneydoğu sorununun temel taşlarını örmüş ve bugünümüze gelmiştir. İşte İsmet İnönü’nün raporu üzerine Fevzi Sevgili ile söyleşimizde aldığımız notlar:
 
fevzisevgili1.jpg
 
Fevzi Sevgili anlatıyor;
 
Bu sorunun temeline Abdulhamid Han döneminden bakmak lazım. Kendisi Osmanlı’nın en iyi padişahlarındandı ve ileriyi gören, yenilikçi bir padişahtı. Batı’da gelişen medeniyeti fark etmiş, Osmanlı’daki eksiklikleri görmüştü. Geleceğe yönelik çalışmalarda ışık gördüğü kişileri Batı’ya göndererek orada çeşitli eğitimleri almalarını istemişti. İlim Çin’de bile olsa gidin arayın anlayışına sahipti. Hem kendi özüne sahip çıkan hem de yeniliğe açık biriydi. Ancak Batı’ya gönderilenler Abdulhamid’in ne demek istediğini iyi kavrayamamışlar. Batı’nın ilmini değil kültürünü almışlardı. Yani Batılılaşarak Osmanlı’ya döndüler ve böylece bir sosyete kültürü ortaya çıktı.
 
Sonraki dönemde ise Milliyetçilik, Ulusalcılık gibi akımlar başladı. Balkanların kaybedilişi, Kurtuluş Savaşı’nda Arap ülkelerinin Osmanlı’ya sahip çıkmayışı yaşandı. Ümmetçilik anlayışından milliyetçilik anlayışına geçildi. Bu konuda özellikle TRT’de yayımlanan Son Osmanlı dizisinin seyredilmesini tavsiye ediyorum.
 
KÜRTLERLE TÜRKLER BİRLİKTE MÜCADELE VERDİ
 
Hasta adam durumuna düşen Osmanlı’da milliyetçilik akımlarıyla birlikte kopmalar, ayrılmalar baş gösterdi ve böyle bir ortamda Kurtuluş Savaşı kapıya dayandı. O dönemde Anadolu topraklarında yaşayanlar büyük bir İslam kardeşliği örneği gösterdiler. Kürtler ile Türkler arasındaki kardeşliğin temeli de aslında 1071 Malazgirt Savaşı’dır. Kurtuluş Savaşı’nda da bu kardeşlik yaşanmıştır. Kimse bakmamış bu Kürtmüdür, Türkmüdür diye. Sadece İslammıdır, değilmidir diye bakılmıştır. Rusların Bitlis’e kadar geldiği dönemde Ermeniler, Osmanlı’ya kazık atıyorlar. Siirt’te o dönemleri hatırlayan ve yaşayan sağ insanlarımız halen var. Ermenilerin Ruslarla birlikte Osmanlı’ya karşı kastetmesine karşı ilimizde ve bölgemizde ciddi bir mücadele başlamıştır hem Ruslara hem de Ermenilere karşı.
 
Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler ve Türkler beraber, Anadolu’nun tüm cephelerinde birlikte mücadele etmişlerdir. İşte bu dönemden sonra Anadolu’da ilginç gelişmeler oluyor ve bugüne uzanan sorunların temeli artık örülmeye başlanıyor.
 
fevzisevgili2.jpg
 
CUMHURİYET’LE BİRLİKTE HAYAL KIRIKLIKLARI YAŞANDI
 
Kurtuluş Savaşı başarıyla neticelenince yeni bir Cumhuriyet kuruluyor. Bugünün Ergenekon’u olan İttihat ve Terakki o dönemlerden itibaren ciddi bir yapılanmaya giriyor. “Biz ne dersek o olur” anlayışı tesis ediliyor. Gerek ilimiz Siirt’te gerekse bölgemizde ve kısaca Anadolu’nun her tarafında Kurtuluş Savaşı’nda İslam’a ve ümmetçilik anlayışına müthiş bir bağlılık vardı. Kimse Kurtuluş Savaşı sonrası kurulacak olan yeni Cumhuriyet ile birlikte İslam’a büyük tahribatlar yapılacağını aklından dahi geçirmiyordu. Devrimlerle birlikte bölgede inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşandı. Şeyh Said kıyamının temelinde de bu aldatılmışlığın ve hayal kırıklıklarının öfkesi vardı. Ayrıca belirtmekte fayda var Şeyh Said kıyamının temelinde milliyetçi unsurlardan çok İslami bir baş kaldırı olduğu görülecektir.
 
Türk ve Kürt kardeşliği ve bölgede yaşayan Araplar gibi diğer unsurlar kardeşçe ve halisane bir mücadeleye girmişler, şehitler vermişler, gazi olmuşlar ama sonrasında ulusalcı bir cumhuriyetin temelleri atılmış. Sonra miras paylaşımında tabir yerindeyse ciddi bir adaletsizlik başladı. Kürtçe konuşmak yasaklandı. Ezan Türkçeleştirildi. Atatürk aslında bu döngüyü kırmaya çalıştıysa da başarılı olamadı.
 
Bölgedeki tüm ilim yuvalarına, bölgenin ileri gelen tüm ailelerine karşı inanılmaz bir sürgünler, kıyımlar başladı. Şeyh Said’e destek vermeyen aileler dahi idamlardan veya sürgünlerden nasibini aldı. Sürgüne gönderilen ailelere “mallarınıza karşı Batı’da yer verelim ama bölgenize geri dönmeyin” deniliyordu. Tam bir asimilasyon politikası yani. Kimileri bu teklifleri kabul etti kimileri de etmedi.
 
SİİRT’İN TEK BİR ÇAKILINI ANTALYA’YA DEĞİŞMEM
 
Dedemiz Şeyh Mahmut’a da Antalya’da yer verme teklifinde bulunulmuştu. Dedemiz Şeyh Mahmut’un bu teklife cevabı ise “Siirt’in tek bir çakılını bütün Antalya’ya değişmem” şeklinde olmuştur. Dedemiz Şeyh Mahmut yazmayı seven birisiydi ve günlük tutmuştur. Günlüklerinde bunların hepsi yazılı. Atatürk’ün yazdığı mektuplar ve ona gönderdiği cevaplar günlüklerinde mevcuttur. Dedemizin sürgün yılları 2 yılı aşkın bir süre devam etmiştir. Günlüklerinde yaşadıkları eziyetler hep yazılı. Ağırlarda yatırılışı, sakalını kestirmemek için askerlere karşı verdiği mücadeleler hepsi gün gün yazılmış.
 
Mesela o günlüklerden bir anekdotu anlatayım size; Dedem birgün çok daralıyor ve Atatürk’e mektup yazarak “suçumu bileyim bari” diyor. Atatürk, mektuba karşılık gönderdiği telgrafta “verilen emir sorgulanamaz” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Dedemiz Şeyh Mahmut, bir mektup daha yazıyor ve “nereye başvursam çözüm bulamıyorum” diye mektubu denize bırakıyor. Sonrasında ise herhalde duası kabul oluyor ki af çıkıyor ve Siirt’e geri dönüyor.
 
Acılar o dönem çok büyüktü. Medreselerimiz kapatıldı. Kuytu yerlerde, mağaralarda tedrisat yapılıyordu. Sürekli baskına uğranılmış, ayakkabılarla medreselere girilmiş, Kur’an-ı Kerim’ler medrese içinde yırtılıp yakılmıştı.
 
fevzisevgili3.jpg
 
VALİ TARAFINDAN YIKTIRILAN CAMİ
 
Dedem, İnönü döneminde Kayabağlar’da bir tane cami yapıyor. Dönemin Siirt Valisi İzzettin Çapar, askerleri topluyor ve Kayabağlar’a gelerek o camiyi dinamitle yıkıyor. Dedelerimizin mezarlarına bile kurşun sıkılmış. Mermi izleri halen mezarlarda ibretlik olarak duruyor. Kayabağlar’daki Şeyh Abdulkahhar’ın mezarında o mermi izlerini halen görmek mümkündür.
 
Cumhuriyet bu anlayışla kendini gösterdi. En büyük zenginliğimiz ilimdi yani medreselerimizdi. Özellikle Siirt, ilmi yönüyle meşhurdu. Molla Halil’in medresesi bugünün el-Ezher’ini bile geride bırakacak durumdaydı. Dünya çapında bir medreseydi. Siirt o dönemlerin tabir yerindeyse üniversiteler şehriydi. Her zaman Siirt, ilmin beşiği olmuştur. Ama o baskılara rağmen çok sekteye uğrasa da bitirilememiştir. O gelenek bugün halen devam ediyor. O zulümler ve baskılar o dönemlerde yaşanmamış olsaydı bugün Siirt ve bölgemiz, hatta ülkemiz kim bilir hangi seviyede olacaktı. Medreselerde sadece dini ilimler verilmiyordu. Dünyevi ilimler de vardı. Bugünün medrese geleneği her ne kadar yetersiz olsa da sebebi o dönemdeki baskılardır.
 
İnönü’nün o meşhur raporunu herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Bölgemize nasıl bakıldığını ortaya çıkaran en önemli delilerden birisidir. Kendini ele vermiştir aslında o raporla. İnönü’nün kafasında gerek Araplar gerek Kürtler hep Türkleşsinler diye bir algı var. Tek ulus anlayışı. Kardeşçe mücadeleye başlamışsın, ölmüşsün, öldürmüşsün ondan sonra da diyorsun ki sen yoksun, seni kabul etmiyorum. Bu inkar politikası 80-90 yıl sürdü. Daha yeni yeni düzeliyor.
 
Kıbrıs Savaşı olduğu yılları hatırlıyorum. Kurtalan’da insanlar savaşa katılmak için askerlik şubesi önünde kuyruklar oluşturmuştu.
 
12 Eylül ihtilal döneminde Kayabağlar’da oturuyordum. Gençtim ve çok kitap okurdum. Ayrım yapmazdım her türlü kitabı okurdum. O baskı döneminde bana bir şey olmasın diye ninem bütün kitaplarımı yakmıştı korkudan. O acı içime oturmuştu.
 
AK PARTİ HÜKÜMETİ ASİMİLASYONU GÖRDÜ
 
Bugüne gelecek olursak asimilasyon artık sonlanmıştır. Hükümet bu asimilasyonu gördü. Geçmişte Özal da görmüştü ama cesaret edemedi el atmak için. AK Parti hükümetinin açılım politikasında çok iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Birbirini öldürerek ne Kürtler ne de Türkler biter. İkisini birbirinden ayıramazsınız. Bugün en büyük Kürt şehri İstanbul olarak biliniyor. Nasıl ayıracaksınız bunları birbirinden?
 
VEDA HUTBESİ OKUNMALI VE ANLAŞILMALI
 
Ve son olarak çözümle ilgili görüşlerimi paylaşayım sizlerle. Çözümün iki yolu var. Birincisi Avrupa Birliği’nin İnsan Hakları Beyannamesidir. O beyannameye göre ne olması gerekiyorsa, o hukuka göre tanzim edilsin. Ya da ikinci çözüm yolu ise İslam hukukudur. Herkese Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’ni çok ama çok kere okumasını tavsiye ediyorum. Orada verilen mesajlar evrenseldir ve bugün de geçerliliğini korumaktadır. Hiçbir Arabın aceme üstünlüğü yoktur deniliyor. Kimse kimseden üstün değildir. İster şeyh ol, ister paşa ol fark etmez. 
 
Bu haber toplam 5097 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!