1. HABERLER

  2. ÜLKE

  3. Diyarbakır Sur mağdurları anlatıyor
Diyarbakır Sur mağdurları anlatıyor

Diyarbakır Sur mağdurları anlatıyor

Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki evlerini terk edenler, önceki ve sonraki yaşamlarını, kimliklerinin gizlenmesi kaydıyla Al Jazeera’ye anlattı.

A+A-

Otuzlu yaşların ortalarındaki inşaat işçisi Mehmet, çocuklarıyla sığındığı ağabeyinin evinde cümlelerini aceleyle birbirine iliştirirken huzursuz ve gergin. Toplamda 18 nüfus 80 metrekarelik evde yaşıyorlar. Ağabeyi olsa da zorunlu ve uzun misafirliklerinin mahcubiyeti davranışlarının tamamında kendisini gösteriyor. Gürültü yaptıklarında sadece kendi çocuklarına kızıyor ve yeğenlerinin mesul oldukları yaramazlıkların ceremesini de yine kendi çocuklarından çıkarıyor.
sur


‘Memlekette mülteci’

Mehmet, Sur’da güvenlik endişesiyle  açık edemediği bir mahallede eşi ve dört çocuğuyla, kendi ifadesiyle ‘fakir’ bir yaşam sürerken, nasıl ‘kendi memleketlerinde mülteci’ olduklarını anlatıyor. 


"Kızım geceleri delirecek gibi oluyor. Uzaklara gidebilecek imkânımız yok. Elde avuçta bir şey kalmadı, vallahi bir kat elbise alıp çıkabildik evimizden."

“Evim, işim, çocuklarımın okulu, takıldığım kahve ve bütün hayatımız Sur’da. Surların dışına çıktığımda garip hissederim kendimi, orada doğdum ve oranın dışına askerlik haricinde hiç çıkmadım. Ama şimdi zoraki çıkardılar işte. Gelip buraya sığındık, buradan başka gidecek yerimiz yok. Çünkü akrabalarımın da tamamı Sur’da oturuyor. Ağabeyim bizi konukseverlikle karşıladı, ama onların da bir hayatı var. Erkekler bir odada, kadınlar bir odada yatıyoruz. Yemek yerken herkese yetecek kaşık bile yok. Haftada bir gün elime iş ya geçiyor ya geçemiyor, ondan kazandığımla da ekmek alıyorum. Gücüm başka bir şey yapmaya yetmiyor. Hanımıma, evlatlarımın durumlarına baktığımda bu da benim zoruma gidiyor. İşte böyle abi, bizi memleketimizde, kendi şehrimizde mülteci yaptılar.”


‘Baba gitme, mayın patlar’

Sur ilçesini terk edenlerin sığındıkları yerlerden biri Bağlar ilçesi. Akşam saatlerinde göz yaşartıcı gaz ve yakılan lastiklerin kokusu havada asılı duruyor. İlçenin bazı yerlerinden patlama sesleri yükseliyor. Caddelerde şehir içi çalışan minibüs dışında trafik yok. Her patlamada birkaç perde açılıyor tuğla binalardan, seslerin geldiği yön kestirilmeye çalışılıyor; ardından daha sıkı kapatılıyor.

Murat, Sur’da Dabanoğlu mahallesinde oturuyor. 30 yaşında ve iki çocuğu var. İlköğretim birinci sınıf öğrencisi kızının her dışarı çıkışında bacaklarına sarılıp ‘baba gitme, mayın patlar ölürsün’ dediğini anlatıyor. Ona göre; mayın, patlama, roket ve kanas ifadelerini küçük kızının kelime dağarcığına sokanlar bu meseledeki suçlu taraf.

“Kızım mahallelerimizde yaşananların birebir şahidi oldu. Patlamada yere yatmayı öğrenmiş. Sur’da çatışmalar sürerken evimizin içinde köşe kapmaca oynuyorduk sanki. Patlama nereden gelirse daha uzak odaya kaçıyor, o tarafta silah sesleri artınca başka bir odaya. Böyle bir yaşam olabilir mi Allah aşkına? Her sokağa çıkışımda bacaklarıma sarılıp ağlıyordu. Mayınla öleceğimi düşünüyordu. Daha el kadar kız ve roket, kanas, mayın ve ölümleri biliyor; nasıl bir hayatı olacak büyüyünce düşünebiliyor musunuz? Çıktık Sur’dan, bacımın evine geldik ama bu semtte de patlamalar eksik olmuyor. Kızım geceleri delirecek gibi oluyor. Uzaklara gidebilecek imkânımız yok. Elde avuçta bir şey kalmadı, vallahi bir kat elbise alıp çıkabildik evimizden. Neyimiz varsa bu üzerimizde gördükleriniz.”


Sur'daki aileler çoğunlukla kentin banliyölerinde akrabalarının yanında yaşıyorlar.

Nasıl başladı?

Sur’dan kaçıp kentin banliyölerine sığınanların çoğuna göre, Sur’daki mesele hendekten önceye dayanıyor. Murat bu görüşte olanlardan. Sur’da bugün yaşananların altyapısının çözüm süreci ile birlikte atıldığını anlatıyor.


"Hendekler kazılmaya başladığında Hevsel bahçelerinden de motosikletli gençler sırt çantalarıyla silah taşıyorlardı. Günlerce yığınak yaptılar."

“30 yıldır orada yaşıyorum. Mahallemdekileri ev ev, isim isim tanırım. Bu çözüm süreci başladığında baktım ki her gün yeni insanlar geliyorlar ve yerleşmeye başlıyorlar. Sorup soruşturduğumda sınır dışına çıkmayan örgüt mensupları olduklarını öğrendim. Çarşıda, pazarda, kahvelerde insanları toplayıp bir şeyler anlatıyorlardı. Düzgün, hatta İstanbul Türkçeleri vardı. Duvarlarda ‘MLKP’ yazıları görmeye başladım. Sonra ....... 'den (Al Jazeera'nin okurlara notu: Burada bir başka şehrin ismini veriyor, bunu yayıncılık prensiplerimiz gereği yazmıyoruz) geldiklerini öğrendim. Buldukları erkekleri, kadınları yollarından çevirip propaganda yapıyorlardı. Ne zamanki Suruç saldırısı oldu, bunların hem sayısı arttı, hem de sertleşmeye başladılar. Mahallemizde kimlik soruyorlar ve ‘bu hangi taraftan’ diyerek bizleri tanıyanlara soruyorlardı. Hendekler kazılmaya başladığında Hevsel bahçelerinden de motosikletli gençler sırt çantalarıyla silah taşıyorlardı. Günlerce yığınak yaptılar. Yıkılan eski yapıların molozlarından ve belediye kamyonlarının taşıdıkları kumları çuvallara doldurup barikat yaptılar. Mahallenin çocuklarını yanlarına aldılar, YDG-H diye eğitim verdiler. Zaten onların bütün ayak işlerini, kılavuzluk gibi işleri bu YDG-H’liler görür. O gün anladım ki bir daha huzurumuz olmayacak.”

sur-magdur.jpg


‘Evim işaretlendi’

Görüş olarak hiçbir tarafa yakınlığı bulunmamasına karşın mahallelerine gelenlerin baskıcı tutumuna karşı çıktığı için evinin işaretlendiğini anlatan Murat, şöyle devam ediyor sözlerine; 

"Sokağa çıkma yasağı kaldırılınca önceden boşalttıkları evlere çekiliyorlardı. Bu sefer polis gelip küfürler etmeye başlıyordu. Ana avrat düz gittiler."

“Sabah kalkıp baktım ki, evimin kapısına boya ile çarpı atmışlar. Çocuklar yaptı zannettim, ama mahallede aynı boya ile atılmış başka çarpılar da gördüm. Ya dindar ya da benim gibi bağımsız insanlardı, bütün evleri biliyordum. Akşamları ateş yakıp etrafında halay çekip kapıları çalıyorlardı. Mahalledekilerin de kendilerine katılmalarını istiyorlardı. Çatışmalar ve sokağa çıkma yasakları başladığında tutumları tamamen değişti. Kapıları kapatmak yasaktı, istedikleri zaman girip çıkıyorlardı. Akşamları tencere tava çalarak gürültü çıkarmamızı istiyorlardı. Tencere çalmazsan hain oluyordun. Sokağa çıkma yasağı kaldırılınca önceden boşalttıkları evlere çekiliyorlardı. Bu sefer polis gelip küfürler etmeye başlıyordu. Ana avrat düz gittiler. Onlara destek verdiğimizi, mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyorlardı. YDG-H’lilerin yazı yazdıkları duvarlara onlar da yazıyorlardı. Bu yazılar ve tavırları insanları YDG-H çevresine itti. Devlet ilk günden müdahale edip şefkatle yaklaşsaydı bu olaylar bu boyuta gelmezdi. Buraları çok boşladılar ve senin boş bıraktığın yerleri birileri gelip doldurur. Arada da benim, senin gibi insanlar ezilir.”

Bu haber toplam 2395 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!