1. YAZARLAR

  2. Abdurrezzak Çelik

  3. Darbeler ve Millî Egemenlik
Abdurrezzak Çelik

Abdurrezzak Çelik

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbeler ve Millî Egemenlik

A+A-

 Darbeler ve Millî Egemenlik

15 Temmuz Destanını daha iyi anlayabilmemiz ve onu diğerlerinden farklı kılan yönlerini ortaya koyabilmemiz için 19. yüzyılın ikinci yarısından günümüze değin uzanan süre içerisinde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde meydana gelen darbeler ve kalkışmalar üzerinde durmamız gerekir. Böylece 15 Temmuz’da doğrudan doğruya millet eliyle egemenlik haklarının destansı bir şekilde nasıl müdafaa edildiğinin ve bunun ne kadar önemli olduğunun daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyorum.

İlk darbe girişimi olarak nitelendirilen Kuleli Olayı Sultan Abdülmecit’i tahtan indirip yerine Sultan Abdülaziz’i çıkarma amacı taşıyordu. Darbeciler arasına dâhil edilmek istenen Erzurumlu Ahmet’in ihbarı üzerine darbe hazırlıkları gün yüzüne çıkmış ve 14 Eylül 1859 tarihinde darbeciler teker teker yakalanarak Kuleli askeri kışlasına götürülerek burada sorgulanmışlardır.

Darbeci zihniyet, Sultan Abdülaziz döneminde de ortaya çıkmıştır. Bu kez sahneye öğrenciler sürülmüştü. Öğrencilerin protestoları ile başlanan ayaklanma 30 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilmesi ile sonuçlanmıştır.

II. Meşrutiyetin ilanından bir müddet sonra 13 Nisan 1909 tarihinde meydana gelen 31 Mart Vakası, Hareket Ordusu tarafından bastırılırken 27 Nisan’da II. Abdülhamid, İttihat ve Terakkiciler tarafından tahtan indirilerek İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla Selanik’e sürgüne gönderilmiş ve Alatini Köşkünde tecrid edilmiş bir hayat mahkûm edilmiştir. Abdülhamid’in yerine ise kardeşi V. Mehmet Reşat tahta çıkarılmıştır.

Böylece iktidar İttihat ve Terakki’nin eline geçmiştir. Ancak İttihat ve Terakki’nin sergilediği yönetim tarzı, Trablusgarp’ta alınan yenilgiler, Balkanlarda başlayan isyanlar ülkede sıkıntılara yol açmıştır. Meydana gelen askerî ve siyasî gelişmeler İttihat ve Terakki’nin güven kaybetmesine neden olmuş hükümetin başında bulunan Sadrazam Said Paşanın istifasıyla İttihat ve Terakki hükümeti son bulmuştur. 8 Ocak 1912’de meclis feshedilerek seçim kararı alınmıştır. Yapılan seçim sonucunda İttihat ve Terakki yeniden iktidar olmuş ancak bu yeni hükümet eski hükümetten daha da başarısız olunca 5 Ağustos 1912 tarihinde kabinenin istifasıyla yeniden seçim kararı alınmıştır. Seçim hazırlıkları sürerken Balkan Savaşı başlamış ve seçim ertelenmiştir. Padişah, Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarı Kıbrıslı Kamil Paşa’yı Sadrazamlığa getirmiştir.

Balkan Harbinde İttihatçı subayların denetimi altında olan ordunun ağır yenilgiler alması, binlerce mültecinin İstanbul’a gelmesi, ordunun yiyecek ve levazım sıkıntısı içinde bulunması iktidarı tekrar ele geçirmek için Enver Paşa’ya aradığı fırsatı vermiştir. 23 Ocak 1913’te yanındaki fedaileriyle birlikte Bâb-ı Âli'yi basan Enver Paşa, 84 yaşındaki Sadrazam Kamil Paşa’ya silah zoruyla istifa dilekçesi yazdırarak imzalatmıştır. Padişah Mehmet Reşat’a bir yandan Kamil Paşa’nın istifası onaylatılırken bir yandan da Sadaret makamına Hareket Ordusu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın getirilmesi sağlanmıştır. Bâb-ı Âli Baskını esnasında çok sayıda askerin yanı sıra Harbiye Nazırı Nazım Paşa da İttihat Terakkinin meşhur fedailerinden Yakup Cemil tarafından öldürülmüştür.

Cumhuriyetin ilanından sonra ülke artık yeni bir döneme girmiştir. Birkaç başarısız denemenin sonunda 1946 yılında çok partili hayata geçilmiş ve 1950 yılında yapılan seçimleri Demokrat Parti kazanmıştır. Böylece uzun süredir devam eden Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı sonra ermiştir. Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin ilk şahit olduğu darbe 27 Mayıs olmuştur. “Yeter Söz Milletindir!” sloganıyla iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Mayıs Darbesiyle yönetimden uzaklaştırılmış ve Yassı Ada yargılamalarından sonra Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edilmişlerdir. Darbe ve darbenin ardından yapılan tartışmalı yargılamalardan sonra iki arkadaşıyla birlikte Adnan Menderes’in idamı milletin yüreğinde derin yaralar açmıştır. Artık Türkiye’de her on yılda bir muhtıra veya doğrudan müdahale yoluyla bir hükümet darbesi yapılması gelenek haline gelmiştir.

12 Mart 1971 muhtırasıyla yönetimden uzaklaştırılan Süleyman Demirel, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen darbeyle tekrar yönetimden uzaklaştırılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koymasından sonraki süreç içerisinde parlamento feshedilmiş, tüm siyasi partiler kapatılmış, parti liderleri siyasetten men edilmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş, insanlar tutukevlerinde ve hapishanelerde insanlık dışı işkencelere maruz kalmışlardır. 28 Şubat 1997’de gerçekleşen MGK’da alınan kararlarla yapılan postmodern darbe ile millet egemenliğine “gerekirse bin yıl” ket vurulacağı ifade edilmişse de millet kendisine vurulmak istenen zincirleri teker teker kırmaya başarmıştır. 27 Nisan e-muhtırasıyla 28 Şubat’ta olduğu gibi sivil iktidara ayar verilmek istenmişse de hükümetin ve milletin dik duruşu bu girişimi engellemiştir.

Ve Nihayet 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızmış bir grup FETÖ üyesi hain tarafından ülke yönetimine gayrimeşru bir şekilde silah zoruyla el koyma girişimi gerçekleşmiştir. Ancak bu kez hiçbir şey alışılageldiği gibi değildir. Şimdiye kadar meydana gelen darbeleri hem siyasetçiler hem de halk bir olupbitti şekilde kabul ederken bu kez halk ve onun seçtiği siyasi iktidar, hainlerin ellerindeki silahlara, dev tanklara, uçak ve helikopterlere meydan okuyarak kayıtsız ve şartsız bir şekilde egemenliğin millete ait olduğunu göstermiştir.

Artık asıl gücün halk olduğu ortaya çıkmış ve halkın izin vermediği hiçbir eylemin başarı sağlayamayacağı anlaşılmıştır. Zaten demokratik ülkelerde de olması gereken budur. Darbe girişiminin önlenmesi ile ülkemizin demokrasisi daha da güçlenmiş, gayri meşru iktidar olma yani darbeyle iktidara gelme dönemi bitmiştir. Şimdi bu darbe girişimin engellenmesinin taçlandırılması gerekmektedir. Bu da ancak milletin talebini karşılayan sivil bir Anayasa ile sağlanabilecektir.

Bu yazı toplam 1358 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!
11 Yorum