1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Bir Profösörün Umre Anısı - 3
Bir Profösörün Umre Anısı - 3

Bir Profösörün Umre Anısı - 3

Kâbe’ye yaklaşılınca söylenen ‘Lebbeyk’ duasının anlamı, ‘buyur Allah’ım’. Allah’ın ne buyurduğunu ve neye buyur dendiğini düşününce pek kolay tekrarlayabildiğimi söyleyemem. Zor iş. İyi insan olmak, inanın zor zanaat.

A+A-

Mekke

Mekke’ye karayolu ile geldiğimizde vakit akşam vaktiydi ve ihram denilen iki parça dikişsiz örtülerle örtünmüştük. İhram, her türlü kötülükten alıkonmak anlamına geliyor, bunların haram kılınması yani. Kötü söz söylemek, kavga etmek, hayvan öldürmek hatta bitki bile koparmak yasak.

O an düşündüm, aslında bütün insanlığı ihrama soksak kavgalar ve savaşlar bir anda bitecek. Ya ben? Bu elbiseden çıktıktan bir kaç saat sonra acaba ben hala taşıyabilecek miydim ihramı? Örneğin kendime kalp kırmayı haram kılabilecek miydim, başkalarına zarar vermeyi ya da?

Kâbe

Kâbe’ye yaklaşılınca söylenen ‘Lebbeyk’ duasının anlamı, ‘buyur Allah’ım’. Allah’ın ne buyurduğunu ve neye buyur dendiğini düşününce  pek kolay tekrarlayabildiğimi söyleyemem. Zor iş. İyi insan olmak, inanın zor zanaat.

Tavaf apayrı bir âlem. Dünyalık her şeyin üstten atıldığı ve kefeni temsil eden kıyafet olan ihramla ilk dönerken, Güneş sistemini düşündüm, yıldızları düşündüm ve etrafında dönenleri.

Katıldığım Turdakiler, Kebeyi ilk görünce duaların kabul olduğunu söylediler bana. Oradan galiba biri de şöyle dua edin dedi: ‘Allah’ım bundan sonraki bütün dualarımı kabul et’.

Hem güldüm hem itiraz ettim. Bu insanoğlu ne garip. Tam her şeyin daha temizine ulaşmak için geldiği mekân olan Kâbe’de bile üçkâğıt peşinde. Bur da bile Allah’a bağlama çekiyoruz. İşte galiba insan bu!

Eğer ilk dua kabul ediliyorsa, ben kendi adıma bir dua etmemeliydim diye düşündüm, ülkeme, karmaşadan bunalan ülkelere ve dünyaya dua ettim.

Ben, kendimi, bütün hatalarımı, günahlarımı, dağınıklığımı, hal-i pür melalimi ise Allah’a havale ettim.

Dua, Dua

Kâbe, halka, halka dua adası. Adeta iki büklüm tavaf yapanların dillerinde dualar. Yaşlı, genç, çocuk dua ediyorlar. Yanı başınızdaki insanların ağlamalarını ve inlemelerini duyuyorsunuz. Ama hepsi içten ve sessiz. Kimin gözlerine baktımsa o gün Kabe’de gözyaşı incileri vardı.

Ben bütün bu kalabalık ortasında şaşırıp kalmıştım. Neler denirdi neler söylenirdi nasıl dua edilirdi. Daha önceden bildiğim duaları hatırlamaya çalıştım ama nafile...

Kolayını buldum yine. Etrafımda kim ne dua ederse âmin dedim. Bilmediğim dillerdeki dualara, zencilerin dualarına, Malezyalıların, Arapların, Almanların dualarına. Arapça, malezce, Çince, Urduca ve kim bilir hangi dillerdeki dualara.

Hz. Ali’ye sormuşlar: ‘Yerle gök arasındaki mesafe ne kadardır’ diye. Cevap vermiş: ‘Kabul olmuş bir dua kadar’.

İşte ben o gün, o tavaf saatlerinde yerle gök arasındaki mesafenin yaklaştığını adeta bitiştiğini gördüm. Kendimi bu iki arada gözü yaşlı, kalbi kırık milyonlarca insanın dualarına bıraktım.

Kendi bildiğim ama içten edemeyeceğim duaları terk ettim belki ama bilinmedik dillerdeki bütün samimi ve gözü yaşlı insanların dualarına katıldım. Mademki bir sır gibiydi bu yolculuk, dualarım da sır kalsın. Şimdi, döndüğümde kabul olacağını düşündüğüm bu bilinmez dillerdeki duaların, hayatımda açacağı çiçekleri beklemekteyim.

Ama bildiğim tanıdığım bütün herkese ismen dua etmeye çalıştım. Taaa çocukluk arkadaşlarımdan bütün bu yaşıma kadarki herkese, ayırt etmeksizin, sağcı-solcu, dindar dinsiz ayrımı yapmadan.

Eğer bu mekân Yaradanın kapısı ise orada Yaratılanlar arasında bir ayrıma gerek yoktu. İnanın o an ismen hatırlayamayacağım için bütün İslam âlemine dua ettim.

Kabeyi görmek ve hatırlamak

Kâbe, diğer adıyla Allah’ın evi. Peygamberlerin hatıraları yüklü belde. Kâbe’nin etrafında dönmek, Allah’ın emirlerine bağlılığı temsil ediyor. Sonra görmek ve hatırlamak ise bu bağlılığın devamını.

Turda en gencimiz, tur görevlisi Numan beydi. Dedi ki, ‘ben galiba sizlerin en küçüğüyüm, Kâbe’yi gözle görmek için uğraşmayınız, kalbinizle bakınız. Zira gözle gördüğünüzü unutacak ama kalple gördüğünüzü hiç unutmayacaksınız’.

Hani hatırlar mısınız Fatih Sultan Mehmet’in hikâyesini? İstanbul’u fethedince Ayasofya’da namaz kılmak için tekbir alır ama bu başlangıç tekbirini üç defa yeniler. Sorarlar namaz sonrası, ‘ne oldu padişahım neden üç kez tekbir aldınız’? Fatih, ‘ilk ikisinde Kâbe’yi görememiştim, üçüncüsünde ancak gördüm, o yüzden’ der.

Tur görevlimiz de kalbinizle görün derken galiba bunu hatırlatmak istemişti.

Bana gelince bütün bu sıkı hatırlatmalara rağmen, ben yine de alışageldiğim gibi baktım. Aslında işin doğrusu kalp  gözüyle bakmayı bilmediğim için gözlerimi sıkı sıkı açtım ve iyice baktım Kâbe’ye.

Silinecek biliyorum bir müddet sonra ama yine de gözlerimin içinde kalmasını istiyorum. Dualarla örülü, samimiyet ve kalp kırıklıklarıyla dolu ışıl, ışıl bir Kâbe hayali...

Bir şarkı dolanıyor dilime birden, bilindik bir şarkı, Zeki Müren’den:

‘Gözlerinin içine başka hayal girmesin’...

 

Bu haber toplam 1155 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!