1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Bir Profösörün Umre Anıları 2
Bir Profösörün Umre Anıları 2

Bir Profösörün Umre Anıları 2

Ben Medine’de başka bir yere gitmek istemedim. Mescid-i Nebevi’de o cennet bahçesinde sana dua için sıra bekledim.

A+A-

Elin dudağa sonra kalbe götürülmesi-

Mescid’de en güzel düşünenin ben olmadığını anladım. Yanı başımda namaz kılan birinin benimle el sıkıştıktan sonra elini dudağına ve kalbine koyması çok anlamlı geldi bana.

Tanımadığım ama Uzakdoğulu olan bu müslümanlar, elini sıktığı insanın eline değdiği için önce dudaklarına sonra kalbine koyuyorlar ellerini.

Ne güzel değil mi?

—Medine Fukarası-

En etkileyicisi ise, Mescidin dışında yatan fukara insanlardı. Gece ve gündüzlerini orda geçiren ve geçerken göz ucuyla sadece bakabildiğim bu insanlar, dilenmiyordu. Orada bulunma amaçları sadece Mescid-i Nebeviyi görmekti.

Hani bir deyim vardır ya, Medine Fukarası diye... İşte öyle insanlardan bolca var burda. Mescidin avlusunda bir seccade üstünde yatan ve geceleyen insanlar. Sadece ibadet ve azla yetinerek Medine’ye gelen insanlar.

Bunların bir kısmı uzak diyarlardan ülkeler aşarak geliyorlarmış. Bazen yolculukları aylar sürebiliyormuş. Çünkü bir ülkede çalışıp biraz para biriktirerek diğer ülkeye gidiyorlarmış. Sonra bir diğerine.

Ben uçakla Medine’ye 3 saatte gelirken yaptığımın büyük iş olduğunu düşünmüştüm hâlbuki. İşleri bırakıp, kapıyı çekip gelmek ve her türlü işin tura havale edildiği bir yolculuktu hâlbuki bizimkisi.

Yiyecekleri bir kaç hurma idi. Kazara bir kez baktığımda ve göz göze geldiğimizde bir hurma da bana uzattılar. Almamak istedim ama almamanın ayıbını kaldıramayacağım için aldım. Fakirin ikramını alırken ona ikram edecek bir şeyimin olmamasına hayıflandım.

Bu fakire söyleyemezdim ki ben hemen Mescide bitişik beş yıldızlı otelde kalan adamım. Cömertlikte de onun benden üstün çıktığını da söyleyemezdim tabii ki.

Anlaşamamak-

Ah şu perişan halimiz...

Kimselerle anlaşabilecek ortak bir dilimiz yok.

Yanımda oturan bana bakarken ve çoğu da Türk olduğunu öğrendiğinde gözlerinin içi gülen insanlarla anlaşamıyoruz. Asırlar boyu belki de kader birlikteliği yaptığımız bu insanlarla üç beş kelam edebilmek ancak  kırık dökük İngilizce ve Arapça ile ne yazık ki 

Müminlerin birbirini sevmesi gerekirmiş. Etle tırnak gibi olması gerekirmiş. Dertleri ile hemhal olması gerekirmiş. Peygamberimiz böyle söylüyor.

Anlamadığım, anlaşamadığım insanları nasıl seveceğim ki? Nasıl anlarım dertlerini? Sadece kuru sevginin ne anlamı var ki?

Kendimizi teselli ederek geçirdik günlerimizi, beden dili ve sevgi dili kullandık işte ve anlaştık... Nasıl anlaşma ise bu?

Yanından kalktığım ihtiyara, kendime su alırken sana da alayım mı diye bile soramadan...

—Cennet Bahçesi-

Ben Medine’de başka bir yere gitmek istemedim. Mescid-i Nebevi’de o cennet bahçesinde sana dua için sıra bekledim. Seni düşünürken tam da senin saadethanenin arkasındaydım hep. Bazen okumak yetmez, bilmek yetmez, his de lazımdır. Ben işte o üç beş gün anladım ki seni gerçekten sevmişim. Satır, satır, kelime, kelime, cümle, cümle...

Ben asırlar sonra gelebildim sana. Kelimelerim sana yetişmez bilirim.

Sana geldim...

Tam da senin peygamberliğini ilan ettiğin yaşlarda...

Kamalat yaşı buysa, duyguların oturması buysa...

Ben bu yaşta kapındaydım.

Bizim Yunus der, açar mısın kapıyı?

Bu haber toplam 3688 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!