1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Bir doğa harikası : Rasıl Hacar
Bir doğa harikası : Rasıl Hacar

Bir doğa harikası : Rasıl Hacar

Rasıl Hacar görülmeye değer bir doğa harikası. Manzarası enfes, başdöndürücü. İçimiz ürperiyoruz bakınca uçurumlara. Yapılacak ufak bir hata hayatımıza mal olabilir. Derin bir sessizlik hakim. Tüm haşmet ve heybetiyle akmakta olan Botan Çayına tepeden kuş

A+A-

Son yıllarda stres ve depresyon, almış başını gidiyor. Kime sorsan sıkıntısının olduğunu ifade ediyor nedense. Bu, giderek yaygınlaşınca, alternatif yaşam biçimlerine eğilimler de artmaya başladı. Sonuç olarak doğaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu yavaş yavaş kavradık. Bununla paralel olarak, insanı doğayla buluşturmak için azami gayret gösterilmeye başlandı. Beton bloklar arasında yeşilliğe hasret yaşadığımız, şehrin getirdiği hayhuyun ve keşmekeşin içinde boğulan bizler nefes almak için Trekking adı verilen doğa yürüyüşlerine de bu vesileyle daha da bir rağbet olmaya başlandı.

Mevsimlerden bahar, Nisan ayının bir hafta sonu, şehir merkezinden takriben 4 km. uzakta bulunan yüksek ve sarp yapılı bir kesime denen Rasıl Hacar’a,  havaların güzel olmasıyla gitmeye karar kıldık kadim dostlarımla.  Şehir ve insanlardan uzak, tamamıyla doğayla baş başa kalmak, bir yerde hayatın en güzel ve anlamlı anlarını yaşamak üzere yola düştük. Ruh ve bedenimizdeki birikmiş negatif enerjiyi toprağa salmak üzere. Bağ sahiplerinden tarif alarak ilerliyorduk. Arabanın gittiği yere kadar gittik ondan sonrası patika yolu da doğa yürüyüşü ile devam ettik. Kaya kütlelerinin düz yüzeyinde kıvrım kıvrım akan botan çayını(May Bahtiye) seyrederek kurulup piknik yapıyoruz. Acıkan karnımızı doyurduktan sonra közde pişen tavşan kanı çay da yorgunluğumuzu atmaya yetiyordu. Objektiflere gülümseyip fotoğraf çekiniyoruz.

rasil-hacar.jpg

Rasıl Hacar görülmeye değer bir doğa harikası. Manzarası enfes, başdöndürücü. İçimiz ürperiyoruz bakınca uçurumlara. Yapılacak ufak bir hata hayatımıza mal olabilir. Derin bir sessizlik hakim. Ruhumuzdaki ağırlık hafifledikçe hafifliyordu. Mağaralara doğru ilerlerken ulu dağları seyrederek tefekkür deryasına dalıyoruz. Tüm haşmet ve heybetiyle akmakta olan Botan Çayına tepeden kuş bakarken eşiz bir manzara sunduğunu görüyoruz.  Buram buram oksijen ciğerlerimize doluyor. Duvağını kaldıran güneş, içimizi ısıtırken ikindi vakti esen serin rüzgar da yüzümüzü okşuyordu.

Bulunduğumuz yerin yüksekliğini ölçmek için sadece bir taş atmak yeterli olacaktır. Mahalli  derinlik ölçü birimimiz olan minare boyu kıstas oluyor bizim için.. Takriben altı minare boyu. Yani 350-400 m. denebilir.  Oyulmuş mağara zincirinin oluştuğu yerde yaşam izi geçtiği her halinden belli. Mağara civarında su sarnıçları da bunu teyit ediyor. İki mağara mevcut ve bunlar birbiriyle bağlantılı olduğunu görüyoruz. Birinci ana mağaranın giriş kapısı genişçe, ortasında da bir sütun bulunmakta. İkinci mağaranın girişi daha dar. Mağara iç çeperlerinin el vuruşuyla kazıldığı görülmektedir. Mağara barınma amaçlı kullanılmıştır. İki mağara arasında bulunan küçük bir pencere mağaralar arası iç ulaşımı sağlamaktadır. Mağaranın ilerisinde dikine yükselen ve atlama kayası denilen bir kaya mevcuttur. Burayı ziyarete gelen gençlerin cesaretlerini ispatlamak için bir kayadan diğerine atlamak zorunda olduklarından dolayı bu adı aldığı ve bu atlayışlar esnasında birilerin yaşamlarını yitirdikleri rivayetlerle anlatılmaktadır. Nergis çiçekleri toplarken uçuruma yuvarlanıp ölenler anlatılır.(siirtliler.net)

Eski zamanlarda baharın gelişini müjdeleyen nergislerin açmaya başladığı günlerde; kızlar ve erkeklerden oluşan gruplar eğlenmek amacıyla buralara gelip piknik yaparlardı. Gıcık anlamına gelen Cigor bayramını Rasıl Hacarda, sevinç ve coşkuyla kutlarlardı geçmiş zamanlarda. Siirtliler en güzel elbiselerini giyip yer içer eğlenirlerdi buralarda. Zengin yemek kültürümüzün başında gelen Mahalli yemeğimiz bumbar (Cokat) kazanlarda pişerdi ve 22 tatlı çeşidinin başında yer alan Rayoş-u Meketip (Sarılı Muska Tatlısı) bir başka oluyordu.

Mantar tabancayla vakit geçirirken çocuklar, akşama gün batımında da “suke” adı verilen çam (Dıfran) ağacından yapılan meşaleleri doyasıya neşe ve heyecanla sallayıp “Keşişin inadına bu akşam yemek yiyeceğim” diyerek kızdırmaya çalışmalarından dolayı söyleye dururlardı.

Nesilden nesile devam ede gelen bu adetler ne oldu ki biz yeni nesiller mahrum kaldık. Sorgulamanın bence tam vaktidir.

Hiç unutmuyorum. İlkokul yıllarında rahmetli dedemin organizesiyle bütün torunlar bağ yollarından izini takip edip doyasıya gezerken, onun hakemliğiyle de oyunlar tertiplemişti. Kıran kırana mücadelemiz güneş dünyaya veda edene dek devam etti. Çocukluğumda yakaladığım ve şans olarak bildiğim bu gezi hafızamdan silinmedi. Tatlı bir hatıra olarak akranlarımla bir araya gelirken yad emişizdir.

Unutulmaya yüz tutmuş bu gelenekleri ihya etmek için her Siirtliyim diyenin elinden gelen gayreti seferber etmenin gerekliliği ve sorumluluğu içinde olunması lazım bence.

Siirt’in en güzel mesire yeri olan sarp yamaçlı rasıl hacarda yapılacak düzenlemelerle tekrar eski canlılığına kavuşturulması yerli ve yabancı turistlerin bu eşsiz doğa manzarasını doyasıya izleme imkanı getirilebilir.

Nasıl mı?

Kal’atül Üstad mevkiinde uçurum kenarlarında yapılan parmaklıklar, ağaçlandırma, kamelyalar, çevre yapılandırması ve peyzaj düzenlemesi düşünülebilir.

Geçen sene sular altında kalmadan dostlarımla Hasankeyfi ziyaret ederken sarp kayalıkların altındaki mağaraya “Yol Geçen Hanı” ilginç isimle bir kafeterya tarzı yapılmıştı ki turistlerin uğrak mekanı olduğunu müşahede ettim. Rasıl Hacardaki birbirine bağlantılı iki mağarada da öyle yapılabilir. Mesela sedir konup, kilim döşenerek şark odası yapılırken büyük mağara, küçüğü de mutfak tasarlanabilir. Garsonlar mahalli kıyafetli, düşünebiliyor musunuz? ne kadar güzel olacağını. Nargile de olsa hiçte fena olmayacak. O zaman görün yerli ve yabancı turistleri.(siirtliler.net)

Bir de şimdiki Trabzon Valisi olan eski Siirt valimizin başlattığı rafting tekrar başlatılıp mağara önünden izleme keyfine varılabilir. Yamaç paraşütçüleri davet edilip organizasyon yapılabilir aslında. Yeter ki istensin ve gayret gösterilsin.

Sahip çıkmadık mı?, bu güzelim kültür avuçlarımızın arasından kayıp gidecektir.

SİİRTLİLER.NET

İlgisizlik ve bakımsızlıktan dolayı ve define avcılarının hışmına da uğrayan o güzelim yerlere mutlaka bir an önce el atılmalı diye düşünüyorum. Bu mağaralar turizme açılırsa ilgi göreceği ve ilimizin tanıtımı açısından etkili olacağına inanıyorum. Kültür ve tarih turizmi açısından önemli bir yer teşkil etmekte olan doğa harikası rasıl hacar, hazır Türkiye’nin 81 ilinden 170 gazeteciyi üç gün ağırlarken ilimizde oralara götürülebilir diyorum.

Valilik, Belediye ve Sivil İnisiyatifler hemen harekete geçmeli bence. Bu kapsamlı proje için hibe kredi mi?, yoksa Kültür Bakanlığından elde edilecek imkanlarla mı?, zengin bir iş adamı hemşerimizin sponsorluğuyla mı? Bilmem ama doğa harikası alanımız düzenlenip bir an önce turizme kazandırılsın.

Yarım bıraktığımız mutluluklar var,  dönüpte geriye “hey gidi günler” dediğimiz anlar oluyor ya zaman zaman. Dedelerimizin, babalarımızın yaşayarak anlattığı Rasıl hacarı özledik kimi zaman. Durduramadık, akıp giderken zamanı. Tozlu yollarında sülalece gittiğimiz Rasıl Hacar kaldı hatıralarımız, diyen eli öpülesi yaşlılar hürmetine. Bunları yaşamayan yeni neslin mutluluğu için. Tekrar bu güzelim adetlerimiz ihya edilip her yıl bahar ayında organizasyonlar tertip edilsin istiyoruz.

Son olarak ne diyelim, bu meseleye en güzel söz bence: “Ol Mahiler ki derya içreler de deryayı bilmezler.” olur.

Kalın sağlıcakla…. 

 

rasil-hacar-001.jpg

 

Bu haber toplam 25412 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!