1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Basın Açıklaması
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Basın Açıklaması

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Basın Açıklaması

Başı örtülü bayan vekile meclisteki yemin töreninde bir siyasi parti eski başkanının “Bu kadına haddini bildirin!” çıkışı ve devamında cereyan edenler ile

A+A-

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Basın Açıklaması 

Kamusal Alan” Yalanı Son Bulmalı ve
Kadınlar Çalışma Hayatında Özgür Olmalıdır 

Kadınların sömürülmeye, baskıya, haksızlığa, zulme ve eşitsizliğe karşı seslerini yükseltmek için fırsat olarak gördükleri “8 Mart Kadınlar Günü” 1910 yılında Kopenhag’da Enternasyonal Kadınlar Konferansında benimsenmiş ve yıldan yıla yaygınlaşmıştır. 1857’de New York’ta köle gibi günde 15 saat çalıştırılmaya karşı çıkan kadınların direnişine devletin müdahalede kan bulaştırması, haklı talebin tekrarını engelleyememiştir. Kanlı müdahaleden 51 yıl sonra yine New York kentinde tekstil/dokuma işçisi kadınların çalışma saatlerinin azaltılması ile birlikte bazı ekonomik taleplerinin yerine getirilmesi için yeniden sesini yükseltmesi yöneticileri telaşlandırmıştır. Eylemin fabrikada diğer bölümlere yayılmasını önlemek için çalışan kadınların üzerine fabrika kilitlenmiş ve bunun peşinden sebebi anlaşılamayan yangında 129 kadın işçi yanarak can vermiştir. Kadınların canlarıyla ödedikleri adalet ve özlük mücadelesini unutturmamak amacıyla “8 Mart Kadınlar Günü”; 1910’da Enternasyonal Kadınlar Konferansında benimsenmekle kalmamış, her yıl dönümünde hayatın her alanına yönelik kadınların taleplerinin dillendirildiği gün olarak kutlana gelmiştir. 16 Aralık 1977’de Birleşmiş Milletler tarafından da tanınan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” günümüze gelindiğinde ise neredeyse ilgi ve sevginin bir güne indirgendiği güne dönüşmüştür.

Kadınlara bakış açısı farkı ile doğu ve batı medeniyetleri birbirinden ayrılmaktadır. Kadının insan olup olmadığının tartışıldığı batı medeniyetinde kadınların köle olduğunu kabul eden düzenleme Roma’da mevcuttu. Vatandaşlık hakkından mahrum, ev eşyası gibi alınıp satılabilen bir meta idi. Budizm inancında ise kocası öldü ise kendisinin de yaşaması doğru değildi. İslam öncesi cahiliye toplumlarında kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi ise kadının köle olduğunu kabul eden bakış açısının başka bir boyutuydu. İslam ile şeref, onur, izzet bulan kadın için “Cennet annelerin ayakları altındadır” payesi baş tacı bir bakış açısını getirmiştir. Kadın ile erkeği eşit görüp kadını ailenin ve sosyal hayatın dizaynında öne çıkaran bizim medeniyetimizdir. Nesli temin ve nesli talim noktasında karşı cinsine oranla daha çok sorumluluk taşıyan kadınla erkeği birbirinin düşmanı olarak algılamak feminist bakış açısının yansımasıdır. Kadın ve erkek yaratılışlarında kodlanan fıtratları ile birbirinin mütemmimidir. Kadınların şefkat, nezaket, zarafet gibi baskın özellikleri ile erkeklerin kuvvet, metanet cesaret gibi özellikleri birbirini tamamlayıcı unsurlardır.

Erkek egemen toplumların kadını kullanmak için; bazen köle,  bazen ucuz işçi, bazen reklâm aracı bazen de ticari malzeme olarak görmesinin sonucu yeni sorunlar baş göstermiştir. Kadınlar arasına ayrımcılık sokularak, kadınlar kendi aralarında kategorize edilerek sorunlarının çözülmesi ötelenmekte ve sorunlardan hâkim güçler kendileri lehine yeni hareket alanları kazanmaktadır. Bu noktada kadınların sorunlarının çözümünde inisiyatifi kendi eline almasına ihtiyaç vardır. 8 Mart Kadınlar Günü’nü bir fenomen olmaktan çıkaracak iradeyi yine kadınların ortaya koyması, her türlü ayrımcılığa ve ayrıcalığa karşı çıkması gerekmektedir.

New York’ta gün aşırı çalıştırılan, ucuz işçi olarak istihdam edilip sömürülen dokuma işçilerinin isyanı ve kanlı bilânçosu ile bizim de gündemimize giren Kadınlar Günü; Türkiye’de ilk kez 1921 yılında kutlanmıştır. Bir yönetim şekli olan parlamenter sistemin en önemli unsuru olan katılımcılığın tezahüründe; seçme ve seçilme hakkının ülkemizde kadınlara verildiği tarih ise 5 Aralık 1934’tür. Yazılı metinlerimizde seçme ve seçilme hakkı denilmesine rağmen, seçme hakkının eşit uygulandığı fakat seçilme hakkının eşit uygulanmadığı ne acıdır ki, yakın geçmişimizde de tescil edilmiştir. Kadınları kendi aralarında kategorize eden, kılık kıyafetleri ile aralarını kalın bir çizgiyle ayıran özürlü yaklaşım; bazen üniversite kapılarında, bazen orduevi ve kışlanın girişinde, bazen kamu kurum ve kuruluşlarında özgürlükleri turnikelere sıkıştırmıştır. Bunda en önemli pay, her on yılda darbe ile kesintiye uğrayan defolu demokrasimizin ayakta duramamasına neden olan dirayetsiz siyasilerindir. Eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarını anlamsızlaştıran dayatmacı ve baskıcı uygulamalar ise toplumu manipüle etmek için kullanılan tetikçi, karargah medyası ile kamuoyu nazarında meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Başı  örtülü bayan vekile meclisteki yemin töreninde bir siyasi parti eski başkanının “Bu kadına haddini bildirin!” çıkışı ve devamında cereyan edenler ile TBMM’nin üniversite girişlerinde yaşanan dramı sonlandırmak için yasa çıkarmasını “411 El Kaosa Kalktı” diye sunan yaklaşım aynı bakış açısının ürünüdür.

Kadınları  birikim ve üretimleri ile değerlendirmek yerine görünüşleri ile değerlendiren özürlü bakış açısı kendi görüşünü tüm toplumun görüşü gibi sunmakta ve herkesi kendi saplantılarına sadakat yarışına sokmaktadır. Din ve vicdan hürriyetini kendi kafalarındaki dar koridorlara sıkıştıran bu yaklaşım; inançları gereği başını örten kadınları eğitim ve çalışma hayatında mengeneye almış ve ürettikleri “kamusal alan” yalanıyla tecrit etmiştir.

2004 yılında Anayasa’nın 10. maddesinde “kanun önünde eşitlik” ibaresinin; “kadın erkek eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin hayata geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklinde değiştirilmesinin devamı gelmeli, “Kamusal Alan” yalanı son bulmalı ve kadınlar çalışma hayatının tüm alanlarında kategorize edilmeden, engellenmeden, özgürce yerini alabilmelidirler

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda halkın %58’inin “evet” oyuyla kabul edilen Anayasa değişikliğinde; kadınlara pozitif ayrımcılık getiren Anayasal düzenleme; kadınları sınıflandırarak uygulanmamalı ve kadınların tamamına olan “pozitif ayrımcılık”, kadınları kategorize ederek herkes eşittir fakat bazıları daha eşittir mantığıyla “pozitif ayrıcalığa” dönüşmemelidir.

Yine TBMM İç Tüzüğünde yer alan tayyör dayatması kaldırılmalı, seçme ve seçilme hakkına sahip bütün kadınlar, kılık kıyafetlerine göre tasnife tabi tutulmadan seçilme hakkını kullanmalıdırlar.

Kız çocuklarının okullaşması için “Haydi Kızlar Okula!” ve benzeri sembolik kampanyalarla işgüzar görünen devlet, üniversite kapılarındaki başörtülü kızları turnikelere sıkıştıran trajediden vazgeçmeli, bağnazlığından kurtulmalıdır. Eğitim üniformalı bir faaliyet olmaktan çıkmalı, eğitim ve çalışma hayatını engelleyen tüm dayatmalar son bulmalıdır.

Yargı, bazı insanları inanç ve fikirlerinden dolayı yargılayan tutumundan vazgeçmeli adalet ve özgürlük talepleri son ALES kararında olduğu gibi herkesi şaşırtan komik gerekçelerle bazı yargıçların önyargılarına kurban edilmemelidir.

Bazı  siyasi partilerin seçim öncesi oy kaygısıyla çarşaflı kadınlara rozet takıp, daha sonra meydanlarda tahammül sınırlarını zorlayarak çarşaf yırtmaları, ikiyüzlü ve ikircikli tavırları son bulmalı, kadınlar da bu ucuz siyasete pirim vermemeli, tepki göstermekten de çekinmemelidir.

Televizyonlarda yayınlanan “Evlilik Programları” aracılığı ile ahlak, edep, saygınlık dibe vurdurulmakta ve dejenerasyon son sürat sürdürülmektedir. RTÜK ve Başbakanlık Kadının Statüsü ve Genel Müdürlüğü görevini yapmalıdır. Başta kadınlar bu seviyesiz programların malzemesi olmaktan kurtulmalı, kadın örgütleri bu tahriş eden programların yayınlanmaması için inisiyatif geliştirmelidir.

Kadın sömürüsünün hat safhaya ulaşmış olması endişe vericidir. Reklâmı yapılacak her türlü ürün için cinsellik ön plana çıkarılmakta ve kadın malzeme olarak kullanılmaktadır. Araba lastiğinden tıraş bıçağına, otomotiv sektöründen kozmetiğe varana kadar alakalı alakasız her konuda kadınlar reklâm objesi olarak seçilmekte, cinselliği öne çeken bir yaklaşımla bazı fotomodel kadınlar eliyle toplumun ahlak yapısı dejenere edilip, yozlaşmaya prim verilmektedir. Yozlaşan toplumda en korumasız insanların çocuklar ve kadınlar olduğu herkesin ortak kabulüdür. Kadınlarımız toplumun çöküşünü kendi elleriyle hızlandırmaktan sakınmalı, kadınlar açısından harakiri olarak değerlendirilmesi gereken bu oyunun parçası olmamalıdırlar. Daha fazla kazanma hırsının her şeyi mubah gören yaklaşımı; kadını teşhir ederken erkekler kadını izliyor, kadınlar da ne yazık ki kendilerini izleyenleri izlemeye devam ediyor.

Medya aracılığı  ile ideal kadın tipi dayatılıyor, erkekler “o kadın”a sahip olmak için uğraşırken kadın da “o kadın” olmak için sonsuz bir gayretin içerisine giriyor. Model olarak dayatılan kadın olmak için “o ürünü alırsam ben de öyle olabilirim” duygusu kadında hâkim olmaya başladığı anda kadın, çekilmek istendiği tuzağa ilk adımı atmış oluyor. Yaşamın gerçek anlamı ıskalanmakla kalmıyor, yıpranmış, yetersiz kalmış, bunalıma girmiş kadın sayısı ne yazık ki artarak devam ediyor.

Tüketim ve teşhir duygusu frenlenemediği için çağımızın yeni tapınak merkezleri haline gelen “outlet center”, “mega alış veriş merkezi”  gibi yerler kadını evden sokağa çekerken evlerin dışında huzur arama, yeni yeni huzursuzlukların ve problemlerin de başlangıcını oluşturuyor. Kuran-ı Kerim de “Allah evlerinizi sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı.” Ayeti (Nahl Suresi-80) yaşamakta olduğumuz kadın merkezli sorunların bazılarının sanki nereden kaynaklandığına işaret ediyor.

Kadınlar günümüzde fiziksel ve cinsel taciz, töre cinayeti, ucuz işçilik, kadınlar arasında ayrımcılık, eğitim hakkından mahrum kalma, sömürülme gibi sorunlar yaşamaktadır. Ülkemizde ve dünyada kadınların birçok sorunu vardır ve bu sorunlar ülkelerin genel ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel problemlerinden bağımsız değildir. Sorunların azaltılması ya da ortadan kaldırılması için sivil toplumdan siyasete varana kadar kadın, her alanda sorumluluğunu kuşanarak yer almalıdır. Kadınlar, sorunların çözümünün başkasına havale edilerek yakalanamayacağını bilmeli ve lütfedilmiş hakların değil, kazanılmış hakların peşine düşmelidir.

Eğitim Bir Sen olarak; hakkı ihlal edilenin ve hakkı ihlal edenin kim olduğuna bakmadan her hak ihlaline karşı çıkmaya ve adalet tesis edilinceye karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle başta eğitim çalışanları olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, kadınların sorunlarının çözümüne vesile olması temennisiyle kutluyoruz. 

Eğitim Bir Sen SİİRT ŞUBESİ

 

Bu haber toplam 1841 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!