1. YAZARLAR

  2. Abdurrezzak Çelik

  3. 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü
Abdurrezzak Çelik

Abdurrezzak Çelik

Yazarın Tüm Yazıları >

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü

A+A-

     I. Dünya Savaşının hem Türk hem de Dünya tarihi açısından en önemli cephesini hiç şüphe yok ki Çanakkale oluşturur.

     “Yenilmez Armada” olarak nitelendirilen İngiliz ve Fransız donanmalarının oluşturduğu “Birleşik Donanma”, 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçerek Marmara’ya ulaşmak ve İslam’ın son sancaktarlığını yapan Osmanlı Devleti’nin payitahtı İstanbul’u ele geçirmek için büyük bir taarruz harekâtı gerçekleştirmiştir. Ancak bu taarruz, tüm imkânsızlıklara rağmen Seyit Onbaşının şahsında Türk topçularının, Nusrat Mayın Gemisi ve Komutanı Tophaneli Hakkı Beyin şahsında Türk denizcilerinin kahramanlığı, fedakârlığı, azim ve cesaretiyle yapılan büyük bir mücadelenin sonunda hezimete uğratılmıştır. 

      Boğazın karanlık, derin ve serin sularına gömülen İngiliz ve Fransızlar bu kez aynı hezimeti karada tatmak için 25 Nisan 1915 günü Gelibolu yarımadasına çıkartma harekâtı başlatmışlardır. Ancak bu kez yalnız değillerdir. Dünyanın dört bir tarafındaki sömürgelerinden ve dominyonlarından topladıkları merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle “Kimi Hindu, Kimi Yamyam Kimi Bilmem Ne Bela” ile gelmişlerdir. Gelenleri vatana kurban olsun diye kınalayıp “Git! Oğul git! Ya Gazi ol! Ya Şehit!” diyerek cepheye gönderen ve bağrına taş basan Anaların yetiştirdiği kahraman vatan evlatları karşılamıştır. Ama böyle bir karşılaşmaya tarih daha önce şahit olmamıştır.

     İslam’ın son sancaktarlığını yapan bu aziz milletin kahraman ordusunu memleketin kuzeyinden güneyinden doğusundan batısından gelen Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Boşnaklar ve Arnavutlar oluşturuyordu. Anadan, babadan, yardan ve serden geçerek Çanakkale cephesine gelen bu yiğit vatan evlatlarına ne makam, ne mevki, ne rütbe ne mansıp ne de mal ve mülk vaat edilmişti. Onlar, bunca ezaya ve cefaya vatan topraklarının düşman çizmeleri altında çiğnenmesini; şehadetleri dinin temeli olan ezanın dinmesini; camilerin Kuransız kalmasını; namusun payımal olmasını ve mabetlere namahrem elinin uzanmasını engellemek için katlanmış ve canlarını hiçe sayarak mücadele etmişlerdir. Onların tek bir beklentisi vardı. O da Allah rızasına ve kendilerine ağuşunu açmış duran peygambere ulaşmak ve onun elinden şehadet şerbetini içmekti.

     Çanakkale Cephesi’nin o dehşet anını görenler kıyamettin koptuğunu zanneder. Millî Şairimiz Mehmet Akif, bu dehşet verici manzarayı şu şekilde tasvir etmiştir.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtmede yer

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağanak sağanak.

     Cephe, tam bir mahşer yeridir. Dünya Harp Tarihi metre kareye altı bin merminin düştüğü böylesi bir savaşı o güne değin yazmış değildir. Mehmetçik tam bir yokluk içerisindedir. Ayağına giyecek postalı olmayan Mehmetçik, ağına sardığı paçavralarla savaşmak zorunda kalmıştır. Yeterince sargı bezi ve pamuk yoktur. Daha önce kullanılan sargı bezi ve pamuklar sodyum karbonatta kaynatılarak tekrar tekrar kullanılmıştır. Bundan dolayı Çanakkale imkân ile imanın savaşıdır. Çanakkale Cephesinde iman ve azmin karşısında maddi güç ve teknik dize gelmiş, mana maddeyi yenmiş, Hakkın ve haklının zaferi tescil edilmiştir. Bu savaşın, silahla iman gücünün çarpışmasından başka bir anlamı yoktu. Birisinin elindeki en büyük kozu askerî gücü, bundan tamamen mahrum olan diğerinin ise yegâne sığınağı iman kalesi idi. Mehmetçikler makûs talihimizi yenmek, aziz milletimize biçilen kefeni yırtmak için canlarını feda etmiş kendilerine ağuşunu açan peygambere doğru yürümüşlerdir.

     Anafartalar komutanı ve devletimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’deki Türk askerinin manevi gücünü şöyle anlatmıştır:

     “Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre. Yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamayarak kamilen düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıbta edilecek itidal ve tevekkül ki, öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir tereddüt göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şayan-ı hayret ve tek bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.”

     İngiliz Başkomutan Hamilton bu hakikati şöyle itiraf etmiştir:

     “Türkler, hücuma kalktıkları zaman ‘Allah! Allah! diyerek Rablerinden yardım diliyorlardı. İşte bu Allah sevgisi ve inancı Mehmetçiği galip getirmiştir.”

     Çanakkale’de kibirle gelenlerin nasıl hüsranla döndüğüne, Haçlı zihniyetinin ümit ışıklarının nasıl söndüğüne tarih şahit olmuştur. Çanakkale’de şehit kanlarıyla yoğrulan kutsal vatan toprakları alçaklara çiğnetilmemiş, imanlı ellerde heybetle duran sancak, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, şehidimin son örtüsü şafaklar gibi dalgalanan nazlı hilal inmemiş, şehadetleri dinin temeli olan ezan-ı Muhammedî dinmemiştir.

     Çanakkale Zaferi, diplomasi ve harp tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Bu zafer, güç dengelerini değiştirmiş; olayların seyri ve akışında Türk milletinin belirleyici olduğunu ortaya koymuş; kurtuluş savaşının ilk meşalesinin tutuşturulmasını sağlamıştır. Çanakkale Zaferi, millî birlik ve beraberliğini sağlayan aziz milletimizin kahramanlık ve fedakârlığının doruk noktasına ulaştığı var olma mücadelesinin adı olmuştur.

     Çanakkale Zaferi vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı söz konusu olduğunda Türk milletinin engelleri aşabileceğinin en güzel örneğidir. Ulusal bağımsızlığa giden yolda ilk ve en önemli adım Çanakkale’de atılmıştır. Millî Mücadelemizi ve İstiklal Harbimizin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de doğmuştur.

     Türk milleti, bu şanlı zaferle on yıllardır devam eden ve arka arkaya gelen acı olayların tesiriyle kaybettiği öz güvenini yeniden kazanmıştır. Kazandığı bu öz güven neticesinde Kurtuluş Savaşını gerçekleştirmiş ve vatan topraklarını tekrar kanlarıyla yoğurarak 1071’de Malazgirt’le vatan kılınan bu toprakların ilelebet bu Aziz millete ait olduğunu yedi düvele göstermiştir.

      Çanakkale Zaferi bir destandır. Ama bitmeyen bir destan... Henüz son noktası konmamış ve hala yazılmaya devam eden bir destan...

    İstiklal Harbi, Kıbrıs Barış Harekâtı, Terör Örgütlerine karşı yapılan iç ve dış güvenlik harekâtları, 15 Temmuz; Çanakkale Destanı’nın ve Çanakkale Ruhunun bir parçasıdır. Bu destanın kahramanları, vatan topraklarının dört bir tarafından gelen milletimizdir.

     Manevi huzurlarında bulunduğumuz şehitlerimiz ve gazilerimiz emin olsunlar ki bu millet, onların emanetini yere düşürmeyecek, kahramanlıkları, cesaretleri ve fedakarlıklarıyla oluşturdukları bu candan aziz devleti ilelebet yaşatacaktır.

     Tarihimiz boyunca uğruna canlarını hiçe sayarak bu toprakları kanlarıyla yoğurup, vatan kılan; gövdelerini siper ederek yurdumuza yönelik hayâsız akınları durduran; kanları ve canlarıyla rengini verdikleri bayrağımızı bayrak yapan başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet anıyoruz.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun...

Çanakkale Zaferi’nin 104. yıl dönümünde Şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz.

Bu yazı toplam 1422 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUMUNUZ UYGUNSUZDUR!
5 Yorum